
Küçük pencerelerden büyük dünyaları gören, uzak hayallerin peşine düşen çocuklara…

Hoş Geldin!
Elinde tuttuğun şey ne klasik bir roman ne de düz bir senaryo. Bu, yepyeni bir anlatı biçimi: Sineroman.
Sineroman, “sinema” ile “roman” kelimelerinin buluştuğu, kelimelerle izlenen ve hayal gücünle yönetilen bir sinema deneyimi. Sayfaları çevirirken bir film izliyormuş gibi hissedeceksin ama bu kez yönetmen sensin.
Resim Dışı ve Dış Ses Nedir?
Sineroman okurken “Resim Dışı” veya “Dış Ses” ifadelerine rastlayacaksın.
Tıpkı bir filmde, kamera başka yöne çevrilmişken duyduğumuz sesler gibi…
Dış Ses: Karakterin iç sesi ya da bir anlatıcının sesi. Karakter sahnede yer almasa bile sesini duyarız.
Resim Dışı: Karakter konuşur ama o an sahnede görünmez; sesi bir fısıltı gibi fonda yankılanır.
Bu ifadeler, sahnelerin derinliğini hissetmen ve karakterlerin iç dünyasına girmen için var. Çünkü bu hikâyede kelimelerin de bir sesi var.
Müzik Altı
Bazen “Müzik Altı” ifadesini göreceksin.
Bu, o an sahnede hangi müziğin çaldığını hayal etmen için yerleştirilmiştir.
Bir karakter yürürken, fonda yankılanan bir melodi… Tıpkı bir filmdeki soundtrack gibi sahnenin duygusunu taşır ve atmosferi güçlendirir.
Sahne Başlıkları ve İntro Giriş
“Sahne Başlığı” ifadesini gördüğünde kendini bir film setinde hayal et.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
DIŞ. OKUL BAHÇESİ – GÜN
Bu, sahnenin geçtiği mekânı ve zamanı tanımlar.
“İntro Giriş” ise tıpkı bir filmin jeneriğini izliyormuşsun gibi seni hikâyenin atmosferine sokar.
POV (Point of View)
Sineroman’da bazı ara cümlelerden önce “POV” yazdığını göreceksin.
Bu, sahneyi hangi karakterin gözünden izlediğimizi gösterir. Yani o an kamera, o kişinin gözündedir. O karakter ne görüyorsa sen de onu görürsün.
Yönetmen Sizsiniz!
Sineroman okurken sadece okur değilsin. Kamera açısını belirleyen, müziği duyan, ışığı hayal eden, karakterlerin nefesini hisseden kişisin. Sen bu hikâyenin yönetmenisin!
Kamera senin zihninde, sahneler senin bakışınla şekillenir.
Okurken Ne Yapmalısın?
Yavaşla…
Sayfaları çevirirken her kelimeyi bir kadraj gibi düşün.
Sesleri duy, müziği hisset, bakışları takip et.
Bir karakterin iç sesiyle bağ kur, sahnenin kokusunu hayal et.
Sineroman, hem izlenen hem okunan hem de hissedilen bir yolculuk.
Bir romanın derinliği, bir filmin büyüsü…
Ve finalde yönetmen koltuğunda sen varsın.
Hazır mısın?
Işıklar kapanıyor…
Perde açılıyor…
Ve kamera senin gözünden bakıyor.

NEVA KOLEJİ
“Eğitim değil, geleneğin tasarımı.”
TARİHÇE
Neva Koleji, 1947 yılında İstanbul Boğazı’nı gören tarihi bir köşkte, kültür hamisi Leman Karabeyoğlu ile İngiliz sanat akademisyeni Edward Crane tarafından kurulmuştur. İki kurucunun da ortak hayali; dönemin aristokrat çocuklarına yalnızca nitelikli bir eğitim sunmaktan ziyade aynı zamanda onlara dünya vizyonu kazandıracak entelektüel bir atmosfer yaratmaktı.
Kurulduğu günden bu yana Neva Koleji, hiçbir zaman sadece bir eğitim kurumu olarak tanımlanmamış, aynı zamanda bir düşünce ve yaşam ekolü olmuştur. Mezunları diplomalarından ziyade özgün tarzları ve entelektüel duruşlarıyla tanınır.
Bugün ise Neva Koleji; eğitimin, estetiğin, sanatın ve sosyal vizyonun iç içe geçtiği modern ama köklü bir kurumdur.
Vizyonumuz
“Dünya değişir, değer kalır. Neva mezunu olmak, bir diplomadan çok daha fazlasıdır.”
Neva Koleji’nin vizyonu; akademik başarıyla sınırlı olmayan, eleştirel düşünceyi, ifade özgürlüğünü ve kültürel birikimi yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline getiren bireyler yetiştirmektir.
Teknoloji, sanat, bilim ve toplumsal duyarlılığı harmanlayan yenilikçi bir eğitim anlayışıyla, öğrencilerini geleceği yalnızca izleyen değil, tasarlayan bireyler olarak hayata hazırlar.

Neva Koleji Forması: 1947’den Günümüze Gusto ve Kimlik Arasında Bir Bütünlük
Neva Koleji, yalnızca akademik başarıları ve köklü eğitim anlayışıyla değil, kurumsal stil yaklaşımıyla da yıllar boyunca fark yaratmış; okul forması kavramını bir disiplin aracı olmaktan çıkarıp estetik ve bireysel kimliğin güçlü bir yansıması hâline getirmiştir.
1947 yılında, okulun kurucuları tarafından tasarlanan ilk üniforma, İngiltere’den getirtilen yüksek gramajlı yün kumaşlar ve İstanbul’un usta terzileri tarafından dikilen özel ceketlerle hayat bulmuştur. Her öğrenci yalnızca bir okul mensubu değil, aynı zamanda Neva’yı “temsil eden” bir birey olarak görülmüş, bu da formanın taşıdığı anlamı yıllar içerisinde dönüştürmüştür.
Neva Koleji’nde hiçbir zaman tek tip forma dayatması yapılmamış; bunun yerine kumaş ve renk skalası sabit tutularak farklı tasarım varyasyonları üzerinden öğrencilerin bireysel tarzlarını yansıtmalarına olanak tanınmıştır.
Siyah, füme, grafit tonlarındaki kumaşlar; ceket, yelek, midi/mini etek, bol paça pantolon, örgü süveter, deri loafer ve zarif beret gibi parçalarla özgün kombinasyonlara zemin hazırlar. Bu yaklaşım sayesinde her öğrenci, formasıyla “aynı bütünün içinde kendine ait bir yol” çizebilir.
Koleksiyon parçaları, müfredat dışı moda atölyelerinde öğrencilerle birlikte denenerek seçilir ve tüm kumaşlar yalnızca sürdürülebilir tekstil işbirliklerinden tedarik edilir.
Her yıl değişen trendlerin ötesinde, Neva Koleji forması zamansız bir duruşu temsil eder:
“Aynı kumaştanız ama hikâyemiz farklı.”



İNTRO GİRİŞ
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
İç tasarımı yarım bırakılmış, inşaat hâlinde bir yapıyı andıran ve ilk bakışta bir gece kulübünü çağrıştıran bir mekânda yüzlerce genç eğlenmektedir. Hepsi beyaz kıyafetler giymiştir. Kulübün duvarlarıyla mobilyaların üstleri yazılar ve çizimlerle doludur. Eğlenen kalabalık, mekânı ve üstlerindeki beyaz kıyafetleri âdeta bir tuval gibi kullanıyor gibidir. Rasgele boya darbeleri havada uçuşmaktadır. Ortama neşeli, kaotik bir hava hâkimdir.
MELİNA (DIŞ SES)
Kaos, tabiatın kanunudur derler.
Tüm bu kalabalığın ortasında, merdivenli bir platform durmaktadır. Oldukça yüksek olan bu platformun tepesindeyse mekândaki insanların aksine kapkara giyinmiş, uzun boylu genç bir erkek vardır: ARIN. Kısa kesilmiş siyah saçları ve yeşile dönük ela gözleriyle oldukça yakışıklı görünen Arın, kaosun tam merkezindedir ve ona hükmediyormuş gibi görünmektedir. Cebinden telefonunu çıkarır ve “KAOS” isimli bir uygulamaya girer. Ekranda, “Odin sana meydan okuyor. Kabul ediyor musun?” yazmaktadır.
DIŞ. OKUL BAHÇESİ – GÜN
Şık bir mimariye sahip, önemli bir tarihi eseri andıran okul binasının bahçesindeki geniş otoparkta yan yana, ip gibi dizilmiş lüks arabalar oldukça kusursuz bir düzen içinde görünmektedir.
MELİNA (DIŞ SES)
Düzen ise insanoğlunun bu kanuna başkaldırması...
Sahipli olduğu belli olan boş park alanlarına, sırayla birkaç pahalı araba giriş yapar ve içlerinden ilk olarak Arın ve partide gördüğümüz birkaç genç iner. Üzerlerinde tasarımları ünlü bir modacıya aitmiş gibi görünen okul formaları vardır.
DIŞ. OKUL BAHÇESİ – GÜN
Okul bahçesindeki duvarın üstünde oturan kız öğrenciler, karşılarındaki şık banklarda oturan arkadaşlarıyla sohbet etmektedir. Okul bütünüyle düzenli ve neredeyse kusursuz bir harmoni içinde görünmektedir. Bir anda tüm başlar, Arın ve arkadaşlarının geldiği yöne döner ve bahçedeki tüm bakışlar onların üzerinde toplanır.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
MELİNA (DIŞ SES)
Düzen, bir rüya ise...
Oldukça şık ve pahalı görünen okul binasının her köşesinden zarafet akmaktadır. Milimetrik hesaplarla yerleştirilmiş heykeller, özenle seçilmiş seramikler ve tablolarla süslenmiş okul koridoru, âdeta kusursuz bir sanat galerisini andırmaktadır. Kendi aralarında konuşup gülüşen Arın ve arkadaşları grup hâlinde okul koridorunda yürümektedir.
DIŞ. ORMAN – GECE
MELİNA (DIŞ SES)
Kaos, rüyadan gerçeğe uyanmak...
Düzenli ve tertipli okul formalarının aksine, sınırları zorlayan tarzlarıyla Arın ve arkadaşları ıssız bir ormanda arka arkaya yürümektedir. Önde yürüyen üç kişiden biri olan Arın, elinde Doberman cinsi bir köpeğin tasmasını tutmaktadır. Elinde ışıklı bir çember döndürmekte olan bir diğer genç, neşeli bir ifadeyle arkasını döner ve o sırada telefonuna dalmış olan arkadaşına bir şey söyleyip kahkahalara boğulur.
DIŞ. ORMAN – GECE
Ormanın içinden geçip ağaçsız alandaki partiye ulaşırlar. En fazla elli kişinin bulunduğu, özel bir davet olduğu belli olan partide dev bir ateş yakılmış, kenardaki köklü bir ağacın geniş kavuğunun üzerine çeşitli içkiler dizilmiş ve ortaya kocaman bir müzik seti kurulmuştur. Kendi aralarında gruplaşmış gençler rahatça dans etmektedir. Arın ve arkadaşlarının yedi kişilik grubunun partiye adım attığını gören birkaç kişi keyifle selam verir. Kızlardan biri koşar adım yanlarına gelip içlerinden birini ortaya çeker ve dans etmeye başlarlar. Ortama kaotik bir hava hâkimdir.
İÇ. SINIF – GÜN
Oldukça düzenli ve lüks görünen sınıfta, en üst kalite ahşaptan yapılmış sıralar nizami şekilde dizilmiştir. Yedi kişilik arkadaş grubunu bu kez de arka arkaya denk gelen sıralarda otururken görürüz.
MELİNA (DIŞ SES)
Düzen, ulaşılması güç bir arzu...
Ön sıralardan birinde, küçük yüzlü, uzun saçlı ve kakülleriyle dikkat çeken sevimli bir genç kız oturmaktadır: MELİNA. Çaktırmadan arkasını dönüp Arın’a bakar. Gözlerinde çekingen ama hayranlık dolu, parlak bir ifade belirir.
İÇ. OKUL SERGİ ODASI – GÜN
MELİNA (DIŞ SES)
Mutlak doğru ise...
Önceki sahnelerle aynı kusursuzluğa sahip olan sanat odasında, tablolar duvara intizamlı bir şekilde asılmış, ön taraflarınaysa pahalı stantların üzerine heykeller ve seramik eserler yerleştirilmiştir. Her eserin sağ alt köşesinde zarif detaylarla işlenmiş altın rengi metal tabelalar yer almaktadır ve bu tabelaların üzerinde eseri yapan öğrencinin adı yazmaktadır.
İÇ. OKUL SERGİ ODASI – GÜN
MELİNA (DIŞ SES)
Kaos, tüm doğruların yerle bir olması...
Bir önceki sahneye hâkim olan düzenden eser kalmayan sergi odasında, tüm eserler paramparça hâlde yerlere atılmıştır. Âdeta enkaz hâline dönen odada sağlam kalan tek şey duvardaki bir tablodur. Bu tabloda ise yağlı boya ile Melina’nın yüzü resmedilmiştir.
İÇ. OKUL ETKİNLİK SALONU – GECE
Bütün okulun davetli olduğu geleneksel okul balosunda, gençler erkekli kızlı arkadaş grupları hâlinde şen şakrak sohbet etmektedir. Arın ve arkadaş grubu da yine şık takım elbiseleriyle bu ihtişamlı kalabalığın arasındadır.
MELİNA (DIŞ SES)
Kaos ve düzen birbirinin zıttı gibi görünse de...
Birbirinden iddialı elbiseler giymiş olan kız öğrenciler âdeta ünlü bir moda dergisinden fırlamış gibidir. Devasa büyüklükteki, şaşaalı avizenin altında vals yapan birkaç çift vardır. Her açıdan kusursuz şekilde organize edilmiş balo salonuna sofistike ve huzurlu bir hava hâkimdir. Duvar kenarındaki bir masada, sarışın bir erkek öğrenciyle kızıl saçlı bir kız birbirlerine doğru eğilerek, flörtöz bir havada sohbet etmekte, onlara uzak bir noktada dikilen şık iki kız ise onlara bakarak aralarında fısıldaşmaktadır. Melina ise kalabalığın tam ortasında öylece durmaktadır. Yüzünde hiçbir duygunun emaresi okunmayan, sabit bir ifade vardır. Donuk gözleri boşluğu izlemektedir.
İÇ. OKUL ETKİNLİK SALONU – GECE
Âdeta ip gibi dizilmiş kokteyl masalarının etrafında, nizami bir şekilde dikilmekte olan öğrenciler üst kadrajdan çekilmektedir. Tüm bu estetik görüntünün ve huzur dolu ambiyansın yerle bir olması yalnızca iki saniye sürer. Duvarları delip geçen bir çığlık sesi duyulur ve Melina aniden, beklenmedik bir acıyla dizlerinin üstüne çökerek çığlık atmaya başlar. Etrafındaki insanlar çil yavrusu gibi dağılıp kenara çekildiğinde genç kız tam ortada tek başına kalır. Fiziksel bir ağrı çekmediği bellidir fakat yüzünde acıdan yerle bir olmuş bir ifade vardır.
MELİNA (DIŞ SES)
Düzenin tek alternatifi...
İÇ. OYUN ODASI – GECE
Yedi kişilik arkadaş grubu, gizli kulübün arka odalarından birinde toplanmıştır. Burası, onların herkesten sakladıkları oyun odalarıdır. Eşyasız, boş odadaki tek şey, yere monte edilmiş geniş bir ekrandır. Kulübün kaotik havasından oldukça uzak olan bu odada kimi ayakta dikilmiş, kimi de yerde oturmuş bir şekilde yerdeki ekranı dikkatle izlemektedir. Hepsinin yüzünde, kendi karakterlerine göre şekillenmiş bir heyecan ifadesi görünmektedir.
MELİNA (DIŞ SES)
Yine kaostur...
Zemine sabitlenmiş karanlık ekranda, büyük ve okunaklı harflerle “KAOS” yazısı belirir.
İNTRO ÇIKIŞ
KOZMOS - 1. BÖLÜM “ARI KOVANI VE SİNEK”
DIŞ. OKUL BAHÇESİ – GÜN
Sabaha karşı bir saatte hava daha yeni yeni aydınlanmaya başlamıştır ve göğün rengi kızıldır. Hiç olmadığı kadar boş ve sakin görünen gösterişli okul binasına giriş yapan Arın, yorgun ve akşamdan kalma olduğunu belli eden, sarsak adımlarıyla yürümektedir.
İÇ. MELİNA YURT ODASI – GÜN
Melina, dağınık yurt odasının pencere kenarındaki çalışma masasında oturmuş, kızıl gökyüzünün tonlarına benzeyen loş bir ışık yayan gece lambasının altında çizim yapmaktadır. Oda arkadaşı, odanın diğer ucundaki yatakta yüzüstü uzanmış, oldukça derin bir uykuda gibi görünmektedir. Melina karanlık bir perspektiften ele aldığı çiziminden başını aniden kaldırır. Sanki unuttuğu bir şeyi yeni hatırlamış gibi oturduğu yerden fırlar ve pencereden dışarı bakarken gözbebekleri ışıldar.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
İki paralel sıra hâlinde yerleştirilmiş tablolar ve heykellerle dolu okul koridorunda Arın, bu ahenkli özene tezat, sarsak adımlarla yürümektedir. Üstü başı akşamdan kalmış olduğunu belli edercesine dağınıktır. Merdivenlere yönelip üst kata çıkmaya başlar. İlk basamağa adımını atar atmaz yüzünü acıyla buruşturur ama sadece bir anlığına. Yorucu bir gece geçirdiği ve uykusuz olduğu oldukça açıktır.
DIŞ. OKUL TERASI – GÜN
Arın okul terasının kapısından geçip açık alana çıkar ve ortaya doğru yürür. Hava oldukça soğuktur. Arın buna rağmen üstündeki ceketi ve tişörtü çıkarır. Gelişigüzel bir şekilde kenara fırlatırken yüzünde yılgın bir ifade peyda olur. Ağır hareketlerle terasın mermer zeminine uzanırken yüzündeki mimikler gevşer, kollarını iki yana doğru açıp soğuk mermerin çıplak gövdesine temas etmesiyle rahat bir nefes alır. Yüzünde hafif, tembel bir tebessüm belirir.
DIŞ. OKUL TERASI – GÜN
Teras kapısının kenarında ses çıkarmamak için parmak uçlarında yürüyen Melina’nın minik kafası belirir. Üzerinde kendisine bol gelen, eski moda bir sabahlık vardır; kol kısmı öylesine uzundur ki parmakları tamamen içinde kaybolmuştur. Arın’ın uykuya daldığına emin olur olmaz sessizce terasa çıkar. Elinde bir kese kâğıdı ve şemsiye tutmaktadır. Arın’a olabildiğince uzak bir noktada durup uyurken nasıl da huzurlu göründüğünü inceler uzun uzun. Yüzünde tatlı, hayranlıkla dolu bir gülümseme oluşur.
DIŞ. OKUL TERASI – GÜN
Arın terasın zemininde üstü çıplak bir şekilde uyumaya devam etmektedir. Sabahın erken saatleri olduğu için hâlâ cılız olan güneş ışığı biçimli gövdesine vururken, yüzüne düşen seyrek yağmur damlaları, birkaç saniye içinde çoğalır. Arın, sağanak yağmurun etkisiyle aniden gözlerini açar. Sabah güneşi doğrudan gözüne girdiği için rahatsız olur ve elini başının üstüne doğru siper eder. Başını sağa doğru çevirdiğinde rüzgârdan uçmuş, açık bir şemsiye görür ve kaşlarını çatar. Fakat sonra, başında ve vücudunda hissettiği ağrılar yüzünden yüzünü buruşturarak yattığı yerden yavaşça doğrulur. Uyumadan önce üstünden çıkardığı ceketi biraz ileride duruyordur fakat tişörtü ortada yoktur. Ayağa kalkıp ceketini alırken, ceketinin yanına bırakılmış bir kese kâğıdı bulur. Kese kâğıdının üzerindeki çizimi inceler birkaç saniyeliğine. Korkutucu görünen, insan dışı bir varlık, orantısız vücuduyla çizilmiş ancak görüntüsünün aksine yüzüne sevecen bir gülümseme kondurulmuştur. Çizgi canavarın tepesindeki konuşma baloncuğundaysa “Günaydın” yazmaktadır. Kese kâğıdının içinde oldukça lezzetli görünen, doyurucu bir sandviç vardır. Arın paketi açıp sandviçten bir ısırık alır. Elinde ceketini ve kese kâğıdını tutarken etrafta bir şey arar gibi terasa göz gezdirir ancak aradığını bulamayınca pes edip kapıya doğru yönelir.
İÇ. MELİNA YURT ODASI – GÜN
Geniş ve ferah yurt odası, iki farklı dünyayı temsil edercesine birbirine zıt şekilde, görünmez çizgilerle ikiye bölünmüştür. Odanın kapıya yakın olan kısmı, Melina’nın tarafının anti tezi gibidir. Rengârenk yatak örtüleri, duvardaki aile fotoğrafları, gardırobun üstüne yapıştırılmış arkadaş notları, okulun belirli yerlerinde, arkadaşlarla çekilmiş polaroid fotoğraflar gibi küçük detayların yanı sıra derli toplu ve oldukça temiz görünmektedir.
Melina’nın yatağının etrafındaki yığın ise daha çok seksenlerden kalma “demode” kıyafetlerle, buruşturulup yere atılmış çizim kâğıtlarıyla, boş yiyecek torbalarıyla ve gelişigüzel etrafa saçılmış bir sürü saç aksesuarıyla kaplıdır. Kıyafet yığınının ortasında yatmakta olan Melina’nın üstünde, Arın’ın terasta çıkardığı tişört vardır. Odanın diğer tarafındaki yatakta yatan oda arkadaşı, dalgalı saçlı güzel bir genç kız olan PELİN uyanır ve Melina’ya bakıp yılgın bir tavırla iç geçirir.
PELİN
(yargılayarak)
N’apıyorsun sen orada?
Melina ani bir refleksle başını Pelin’e doğru çevirip coşkulu ses tonuyla,
MELİNA
Aa, uyandın mı?
(bekler/gülümseyerek)
Günaydın.
Elinin altında bir şey arar gibi kıyafet yığınını yoklar ve kese kâğıdını birkaç parça kıyafetin altından bulup çıkararak Pelin’e doğru uzatır.
MELİNA
Sana sandviç yaptım. İster misin?
(bekler)
Bugün yurt kahvaltısında mantarlı omlet var. Sen sevmezsin...
Pelin korkmuş ve biraz da iğrenmiş ifadesiyle kaşlarını çatar.
PELİN
Sen nereden biliyorsun benim–
Cümlesini yarıda bırakır ve mevzu Melina ve onun tuhaflıkları olduğunda sorgulamanın anlamsız olduğunu düşünürcesine burnundan solur.
PELİN
Sağ ol. Diyetteyim zaten.
Pelin yatağından fırlayıp dolabından okul formasını alır ve bir hışım odadan çıkar. Kapıyı çarptığı için Melina usulca sıçrar. Dudakları bir bilinmezlikle bükülürken,
MELİNA
Mantarları kenara ayırıyorsun hep... Zor değil ki anlamak...
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Arın, çıplak gövdesinin üstüne geçirdiği deri ceketiyle, telefonla konuşarak merdivenlerden aşağı inmektedir. Yüzünde dinlenmiş bir ifade vardır. Elindeki boş kese kâğıdını yanından geçtiği metal çöp kutusunun içine atar.
ARIN
(telefondaki kişiye)
Neredesin?
Merdivenlerden çıkan okul formalı iki kız öğrenci, Arın ile karşılaşır karşılaşmaz şoke olmuş gözleriyle Arın’ın ceketinden görünen sıkı karnını incelerler çekinmeden. Kızlar kendi aralarında neşeli bir şekilde kıkırdarken, Arın ikisini de görmezden gelerek yoluna devam eder.
ARIN
(telefondaki kişiye)
Tamam, geliyorum.
İÇ. OKUL ERKEKLER TUVALETİ – GÜN
Aynanın önündeki mermer lavabonun kenarına oturmuş bekleyen, dalgalı açık renk saçları olan derli toplu, hoş bir genç olan TOPRAK, Arın’ın içeri girmesiyle elinde tuttuğu karton poşeti ona fırlatır. Arın’ı birkaç saniye boyunca süzer, yüzünde imalı bir gülümseme oluşurken doğrudan çıplak bedenine geçirdiği deri ceketine gönderme yaparak:
TOPRAK
Ne o, yeni bir akım mı?
(bekler/gülerek)
Yoksa yine biri mi yürüttü tişörtünü?
Arın uyuşuk bir ifadeyle “kim bilir” der gibi omuz silker.
ARIN
Sabah bunalıp çıkarmıştım, kalktığımda yoktu.
Toprak, bu durum sanki sıkça yaşanıyormuş gibi imalı bir bakış atar ve burnundan solur gibi güler. Arın, karton poşetten okul formasını çıkarıp ağır ağır giyinirken Toprak dikkatli bakışlarıyla Arın’ı incelemeye başlar. Yüzüne keyifsiz ve çekingen bir ifade oturur.
TOPRAK
Babam kahvaltıda seni sordu yine.
Arın gömleğini iliklemek için başını eğip cevap verir.
ARIN
(umursamaz)
Öldüğümü söyle.
TOPRAK
(alaycı)
Biraz zaman ver... Alıştıra alıştıra söyleyeceğim.
Toprak kesik bir nefes alır. Birkaç saniyeliğine gözlerini boş duvara dikip düşüncelere dalar. Sesini kısık bir tonda tutarak:
TOPRAK
Arın... Benim bilmediğim bir şey mi oldu?
(bekler)
Babamla kavga falan mı ettin? Artık hiç gelmeyecek misin eve?
Arın saçlarını düzeltmek için aynaya döndüğü sırada, ifadesiz yüzü bir saniyeliğine buz keser fakat Toprak’ın onu böyle görmesini istemediğinden hızlıca toparlar kendini.
ARIN
(geçiştirerek)
Bizim çocuklarla takılıyorum ya, ondan–
Toprak, Arın’ın sözünü keserek,
TOPRAK
Annem de sizin çocuklara “takılıyor” zaten.
(bekler)
Sürekli kötü arkadaşlar edindi, ondan böyle oldu oğlum deyip duruyor.
Arın kravatını bağladığı sırada imalı bir sırıtışla Toprak’a dönüp tek kaşını kaldırarak,
ARIN
(alaycı)
Kötü arkadaşlar?
Arın’ın cümlesinin üzerine, iç tarafta kalan tuvalet kabinlerinden bir ses duyulur.
METE (RESİM DIŞI)
Biri beni andı sanırım.
Tuvalet kabininin kapısı açılır. İçeride, epey yakışıklı ve rahat tavırlı bir genç olan METE durmaktadır. Üzerindeki okul formasını yarım yamalak giymiş, bağlamakla uğraşmadığı kravatını gömleğinin iki yanından sarkıtmıştır. Islak saçlarından omuzlarına doğru birkaç damla su düşmektedir. Toprak kaşlarını hayretle kaldırıp Mete’yi bir saniyeliğine süzer.
TOPRAK
Mete? Ne yapıyorsun sen orada?
(şaşkınlıkla)
Niye ıslaksın sen?
Mete esneyerek kabinden çıkıp lavaboya doğru yürürken alelade bir şeyden bahseder gibi,
METE
Spor salonunda duş aldım az önce.
(Arın’a bakarak/alaycı)
Eve gidemedik, malum...
Toprak ile Arın’ın tam ortasında dikilip onların omuzlarının üstünden aynaya bakar. Toprak’ın gözleri Arın ve Mete arasında gidip gelir. İfadesi düşüncelidir.
TOPRAK
(kendi kendine)
Siz ne haltlar karıştırıyorsunuz o kadar merak ediyorum ki...
Mete, yüzünü yıkayıp saçlarını düzeltirken Toprak’a yandan bir bakış atar. En az Arın kadar yorgun ve uykusuz olmasına rağmen dışarıdan hiç öyle görünmemektedir. Bu tempoya ne kadar alışık olduğunu belli edercesine pervasız bir gülümseme vardır yüzünde.
METE
(Toprak’a)
Al.
Mete pantolonunun arka cebinden çıkardığı davetiyeyi Toprak’a uzatır. Yüzündeki gülümseme çarpık bir hâl alır.
METE
O kadar merak ediyorsan, gel bi’ bak cuma günü.
Arın bir anlığına afallar. Toprak’a karşı sahip olduğu koruma içgüdüsüyle kaşları istemsizce çatılırken,
ARIN
O ne?
Mete esnemesini yarıda keserek,
METE
(Arın’a)
Doğum günü partin için davetiye.
(bekler)
Geçen seferki gibi ucubeler doluşmasın diye QR kodlu giriş sistemi yaptık.
Toprak elindeki davetiyeyi incelerken bir anlığına duraksar. Davetiyenin altındaki giysi koduna takılarak:
TOPRAK
(şaşırarak)
Beyaz giymek zorunlu mu?
Toprak ciddi bir şey düşünüyormuş gibi kaşlarını çatıp başını sağa doğru eğerken,
TOPRAK
Siz bi’ tarikata falan katılmadınız dimi bak? Korkutuyorsunuz beni...
Mete ağzından bir şey püskürtüyormuş gibi Arın ise burnundan soluyarak güler. Mete, Arın’ın omzuna hafifçe vurarak,
METE
Bu çocuğu arada çağır bizim ortama. Biraz gerçek dünyayla tanışması lazım.
Toprak onaylamaz bir ifadeyle başını sallar. Yüzünde alaycı bir gülümseme oluşur.
TOPRAK
Bi’ aileye tek Arın yeter. Ben iyiyim böyle.
Elini kaldırıp bir saniyeliğine sallar. Kapıya doğru yönelir.
TOPRAK
Sonra görüşürüz.
(Arın’a)
Annemi ara bi’ ara mutlaka, tamam?
Arın geçiştirir gibi başını öne arkaya doğru salladığı sırada Toprak erkekler tuvaletinden çıkar. Mete, Toprak’ın arkasından boş bir ifadeyle bakar.
METE
Nasıl kardeşsiniz siz ya?
Arın’la birlikte kapıya doğru yönelirler. Arın bir yandan da elindeki karton poşeti buruşturup çöp kutusuna atar. Mete’nin yüzünde belli belirsiz bir sırıtış oluşur.
METE
Tek ortak yanınız aynı kıza âşık olmanız.
Arın bir anlığına yürümeyi bırakıp Mete’ye dik dik bakar.
ARIN
(sertçe)
Mete...
Mete “tamam tamam” der gibi bir ifadeyle karşılık verir.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Tuvaletten çıkıp koridorda ağır adımlarla yürüdükleri sırada Arın’ın gözlerinden anlık bir gölge geçer. Düşünceli görünmektedir. Olağan bir soru soracakmış gibi kendini rahat bir tavır takınmaya zorlayarak:
ARIN
Elsa nasıl?
Mete saniyesinde Arın’ın oyununa katılıp durumu normalleştirmeye çalışırmış gibi tekdüze bir ses tonuyla,
METE
İyi. Geçen aradı konuştuk...
(bekler)
Bu dönem de Paris’te kalacak yüksek ihtimalle.
Arın hafifçe başını salladığı sırada pencereden, ön bahçede takılmakta olan arkadaşlarını görürler. Birkaç arkadaşı bankta otururken, diğer ikisi yere serilmiş gülüşmektedirler. Bir diğeri onlara bakıp laf atarmış gibi yapar ama hemen ardından o da gülmeye başlar. Arın’ın yüzündeki mimikler gevşerken,
ARIN
Düşmüş bizim çocuklar…
METE
(gülerek)
Tek parçalar neyse ki...
(bekler)
Dünkü oyundan sonra.
Arın yarım bir sırıtışla, Mete’ye göz ucuyla bakıp onu susturmak ister gibi:
ARIN
Şşş!
İkisi de keyifleri yerine gelmiş gibi rahat adımlarla merdivene doğru yürürler.
İÇ. OKUL KIZLAR TUVALETİ – GÜN
Uzun boylu, kumral saçlı genç bir kız olan SUDE, aynanın karşısına geçmiş makyaj yaparken sağ köşede duran Melina yağmurdan ıslanmış saçlarını kâğıt havluyla kurulamaya çalışmaktadır. Sude ona yan yan bakar. Melina aynadan Sude ile göz göze geldiğinde kızın yargılayıcı bakışlarını fark etmemiş gibi tatlı bir ifadeyle hafifçe gülümser. Sude bu tebessüme karşılık vermez ve önüne döner. Bu arada kapı açılır. Pelin’in yanı sıra minyon, ince yüz hatlarına sahip, tatlı bir genç kız olan İREM içeriye girer. Pelin, konuşmaya kapı açılmadan önce başladığı için cümlesinin başı duyulmaz.
PELİN
(İrem’e)
...öyle görünce uykum açıldı birden!
Göz makyajını yapmakta olan Sude bir an durup aynadan içeri giren arkadaşlarına bakar. Bu sırada duvardaki el kurutma cihazından kesik kesik sesler gelmektedir.
SUDE
(merakla)
Ne gördünüz sabah sabah?
Pelin lavabo taşına zıplar ve oturur. Sol tarafta kalan pencere pervazına yaslanan İrem ise imalı ve arsız bir gülümsemeyle,
İREM
Arın üstü çıplak koridorda dolaşıyordu.
(bekler)
Pelin az kalsın kalp krizinden gidecekti.
Pelin dramatik bir ifadeyle gözlerini irileştirip Sude’ye doğru eğilirken ellerini öne doğru uzatır.
PELİN
(gülerek)
Bak şaka yapmıyorum, elim ayağım titredi öyle görünce.
Sude sahte bir bıkkınlıkla nefes verirken bir yandan da arkadaşının hâline güler. Makyaj çantasındaki ruju almak için öne doğru eğilir. Pelin ise yüzüne yavru kedi gibi bir ifade oturtup ellerini çenesinin altında birleştirir.
PELİN
Sude n’olur artık bizi aynı ortama sok Arın’la... Kafayı yiyorum bu çocuk için ama sen hiç yardımcı olmuyorsun…
Sude’yi omuzlarından tutup tatlı tatlı, hafifçe sarsar. Dudaklarını aşağı doğru büzer.
PELİN
N’olur n’olur n’olur!
Sude sessizce kıkırdadıktan sonra yavaşça geri çekilir. O sırada pencere pervazına zıplayıp oturan İrem aklına yeni bir fikir gelmiş gibi bir heyecanla,
İREM
Arın’ın doğum günü partisine biz de seninle gelsek ya!
(bekler)
Hem Pelin belki Arın’la konuşmayı başarır hem de biz o grupla yakın oluruz.
Pelin abartılı bir heyecanla başını hızlı hızlı sallarken tekrar Sude’ye dönüp sırnaşık bir tavırla bileğini tutar.
PELİN
(onaylayarak)
Aynen... Söyle sevgiline ayarlasın bir şeyler!
(bekler)
Lütfen, lütfen, lütfen!
Sude tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken üçü aynı anda, sesi bir türlü kesilmeyen el kurutma cihazından rahatsız olmuş gibi sesin geldiği yöne doğru dönerler. Cihazın altına eğilmiş, iki büklüm saçlarını kurutmakta olan Melina’yı süzerken, yüzlerinde bu absürt durumu normal gördüklerini belli eden benzer ifadeler oluşur ve bir saniye içinde üç kız da Melina’yı yok sayarak kendi sohbetlerine geri dönerler. Sude hafifçe omuz silkerek,
SUDE
Söz veremem... Gizli Kulüp’e okuldan kimseyi almıyorlar pek.
İrem’in gözleri kuşkuyla kısılırken başını sağa doğru eğer.
İREM
Gizli Kulüp’ün olayı ne? Niye bu kadar kasıyorlar ki?
Melina beline kadar gelen, uzun ve hâlâ kısmen nemli olan saçlarını aynanın karşısında toplamaya çalışırken gizli gizli aynadan takip ettiği muhabbeti dinlemektedir. Sude makyaj çantasını kapatıp pencereye, İrem’in yanına yaslanır.
SUDE
Mete’nin babasının mekânıydı aslında. Restore etmek için kapattılar.
(bekler)
Babası da Mete’ye izin verdi, bir süre takılsınlar orada diye.
(iç çeker)
O yüzden dikkat ediyorlar girene çıkana...
İrem kuşkulu bakışlarını bir süre daha Sude’nin üstünde tutarken başını ağır ağır sallar. Bu arada Pelin, konudan kopmuş, telefonuna gelen bildirim üzerine tamamen ekranına odaklanmıştır. Ortamda kısa bir sessizlik olur. İrem, başını hafifçe Pelin’e doğru çevirdiğinde, Pelin kafası karışmış bir hâlde kaşlarını çatarak telefonuna bakmaktadır. İrem de kaşlarını çatarak:
İREM
N’oluyor?
Pelin, stres ve heyecan karışımı bir ses tonuyla,
PELİN
Odin ile Hepha birbirine girmiş yine. Chat odasında kavga ediyorlar.
Sude, bu isimleri ilk kez duyduğunu belli eden allak bullak bir ifadeyle kaşlarını çatarak:
SUDE
(anlamayarak)
Kimle kim?
Pelin başını telefondan kaldırmadan dalgın bir ses tonuyla,
PELİN
Bahsetmiştim ya geçen gün...
Bir süre daha ekranda akan mesajlaşmaları okuduktan sonra telefon ekranını Sude’ye çevirerek gösterir.
PELİN
KAOS diye bir oyun-yayın uygulaması.
Sude, Pelin’in neden bahsettiğini hatırlamaya çalışır gibi gözlerini yukarı kaldırır birkaç saniyeliğine.
SUDE
Twitch gibi bir şey miydi, neydi o?
İrem’in gözleri heyecanla parlar ve başını hafifçe sallar.
İREM
Gibi. Ama tek farkla...
(bekler/sesini alçaltarak)
Oyunları gerçek hayatta oynuyorlar.
Sude kesik bir nefes alır. Gözlerini hafifçe kısarak,
SUDE
Kim oynuyor?
İrem dudakları yukarı doğru kıvrıldığı sırada yavaşça omuz silker.
İREM
Bilmem. Yöneticilerin kim olduğunu kimse bilmiyor. Gizemli tarafı da o zaten!
Sude dudak büker. Arkadaşlarının bu oyun mevzusunda neden böylesine heyecanlı ve meraklı olduklarını anlayamamış gibidir. Birden telefonuna gelen bildirimle heyecanlanır.
SUDE
Benimki gelmiş.
(bekler)
Gidip bi’ sorayım parti işini.
Pelin yapmacık bir minnettarlıkla, süs köpeği gibi başını sallarken gülümsemektedir. Sude elini kızlara sallayarak lavabodan çıkarken kenardaki Melina’ya bakmaz bile.
SUDE
Görüşürüz sınıfta.
Sude çıkar çıkmaz Pelin’in yüzündeki gülümseme silinir ve ters bir tavır takınır. Sude’nin arkasından dik dik bakarak,
PELİN
Bunun da bu havalar...
(bekler)
O gruptan biriyle sevgili olunca bi’ tarafları kalktı iyice.
İrem aynada allığını tazelerken umursamaz bir tavırla omuz silkerek,
İREM
İşimize yarıyor, boş ver...
Pelin bakışlarını boşluğa dikerken burnundan yavaş bir nefes verir.
PELİN
Şu partiye soksun yeter cidden. Yoksa bunun bu hâllerinden gına geldi.
Aniden aynanın yansımasından gözünü pürdikkat ona dikmiş bakan Melina’yı fark eder ve kaşlarını çatar.
PELİN
(Melina’ya/sertçe)
Sen bizi mi dinliyorsun?
Melina masum ve boş bakışlarıyla,
MELİNA
Özel miydi?
Pelin nefes vererek güler, küçümseyen bir tavırla göz devirir. Kapıya yönelmeden önce İrem’in koluna girer ve onu da beraberinde götürürken burnunu kırıştırarak iğrenir gibi,
PELİN
(kendi kendine/sinirle)
Yemin ederim hasta bu kız.
İrem allığını ceketinin cebine tıkıştırmaya çalışırken bir yandan da Melina duymasın diye Pelin’e sokulup,
İREM
(sesini alçaltarak)
Arkadaş olduğunuzu mu sanıyor bu?
Pelin keyifsiz ifadesiyle, “ne bileyim?” der gibi omuz silker. Kapıyı açıp çıkarken söylediklerini Melina’nın duymasından çekinmeden, hatta özellikle ona doğru bakarak,
PELİN
İkinci dönem için boş oda bulamasaydım kafayı yerdim bununla herhalde.
Kızlar kapıyı çarparak çıkarlar. Melina tuvalette tek başına kalır. Yüzündeki sakin ifade ve boş bakışları değişmez. İnsanların ona karşı olan bu yargılayıcı bakışlarından, zorbalığa varan sözlerinden hiç etkilenmiyor gibidir. Aynanın karşısında sessizce saçlarını taramaya devam eder.
DIŞ. BAHÇE – GÜN
Arın ve Mete bahçede takılan arkadaş grubunun yanına gelirler. Mete bankın yanındaki alçak duvarın tepesine atlar ve oturur. Arın da aynı duvarın dibine çöküp dizlerini karnına doğru çeker. Mete yukarıdan Arın’a sigara uzattığı sırada, yerde yuvarlanarak gülen çocuklara bakıp:
METE
Neye gülüyorsunuz bu kadar?
Yere bağdaş kurarak oturmuş, masum yüzlü, sempatik BERK, yarım saniyeliğine elindeki telefonun ekranını Mete’ye doğru çevirir. “KAOS” isimli uygulamanın chat odasında hızlıca akan bir yazışma görünmektedir.
BERK
Uzay chat odasında biriyle kavga ediyor.
Arın sanki bu durum daha önce de sık sık yaşanmış gibi rahat bir ses tonuyla,
ARIN
Niye?
Mete’nin yüzünde keyifli bir sırıtış oluşur.
METE
Dünkü oyunda kaybetti ya, kuyruk acısından millete sarıyordur n’olacak.
Oturduğu yer yüksekte kaldığı için Berk’e doğru eğilmiş, omzunun üstünden telefona bakan, serseri tipli DEMİR’in ağzından bir hayret nidası kaçar.
DEMİR
(kahkaha atarak)
Hepha’nın hesabını banladı!
Arın hafifçe kaşlarını çatar.
ARIN
O kim?
METE
Ayak takımından bi’ eleman ya, biri değil. Uzay’ın belalısı gibi bir şey…
Berk’in hemen yanında, yerde oturan, şık giyimli, hafif uzun, düz saçlı, karizmatik genç KUTAY, komik, dramatik bir ifadeyle,
KUTAY
Uzay’ın özgüvensizlik şaka mı peki?
Berk de Kutay’a katılır gibi başını sallar şevkle.
BERK
Aylardır sonuncuyum, bir kere ağlamadım.
Bankın kenarında oturmuş, o ana dek sessizce sigarasını içen, hoş ve nahif yüz hatlarına sahip, saman sarısı saçlı, zayıf ve uzun boylu DORA, baymış bir ses tonuyla,
DORA
Hırslı bir tip Uzay... Fazla ciddiye alıyor oyunları.
Arın sinirini çaktırmamaya çalıştığı zamanlarda kullandığı boğuk sesiyle,
ARIN
(Dora’ya)
Hesabın banını geri aç. Öyle kafasına göre kimse kimseyi banlayamaz.
Bu arada telefonuyla oynamakta olan Mete bıyık altı gülerek,
METE
Ben açtım bile.
Telefonu ceketinin cebine atarken gözleri hain planlar yapıyormuş gibi hafifçe kısılır.
METE
(gülerek)
Kudursun orospu çocuğu.
Arın ve Dora aynı anda yılgın bir ifadeyle Mete’ye bakarlar. Mete tanıdık umarsızlığıyla omuz silker.
METE
Ne? Eğlence çıkıyor bize de işte.
Dora’nın elindeki telefona üst üste mesaj bildirimleri gelir. Dora baymış bir ifadeyle ekrana bakarken Mete de onun yüzünü kontrol eder. Dora başını kaldırıp Mete ile göz göze geldiğinde Mete “Hayırdır?” der gibi göz kırpar. Dora yüzünü buruşturarak,
DORA
Kaç gündür Arın’ın doğum günü için başımın etini yiyor herkes.
Mete uyarıcı bir tondan,
METE
Okuldan kimseyi çağırmayın sakın.
Dora huysuz bir tavırla başını eğerken “Bilmiyoruz sanki…” der gibi bakar. Mete elini hafifçe onun omzuna vurup güler. Bu arada kadraja giren Sude, neşeli bir ruh hâliyle çocuklara doğru yürümektedir. Mete, Kutay’a bakarak çenesini öne doğru iter.
METE
Seninki geliyor.
Sude biraz geride durup eliyle küçük bir hareket yaparak:
SUDE
(Kutay’a)
Kutay bi’ gelsene.
Grup, Sude’yi görür görmez sessizleşir, kız konuşmaya başladığı an Mete ve Berk, Kutay’a imalı bakışlar atar. Kutay oyalanmadan ayaklanıp Sude’yi takip ettiği sırada, arkasında kalan çocuklara orta parmak gösterir. Kutay ve Sude köşeye doğru birkaç adım atıp karşılıklı dikilirler.
SUDE
Arın’ın doğum gününe bizim kızlar da benimle gelse olur mu?
Kutay şaşkın bir ifadeyle,
KUTAY
Seninle derken?
Çekingen fakat net bir tavır takınır.
KUTAY
Sen gelmiyorsun ki...
Sude’nin kaşları çatılır.
SUDE
Nasıl yani?
Kutay usulca iç çeker.
KUTAY
Daha önce konuştuk bunları... Mete babasına söz verdi. On sekiz olmayan kimseyi çağırmıyoruz.
Sude, Kutay’ın sözünü keserek, başını ağır ağır öne salladığı sırada,
SUDE
On sekizden büyük demek...
Kutay, hiçbir şey anlamadığını belli eden boş bir bakışla,
KUTAY
Kim?
Sude alaycı bir sırıtışla kollarını göğsünde çaprazladığı sırada,
SUDE
Beni aldattığın kız.
Kutay, bir anlığına hayretten küçük dilini yutmuş gibi görünür.
KUTAY
Ne?
(bekler)
Ne aldatması?
Sude elini havaya kaldırıp Kutay’ın sözünü bir kez daha keser. O sırada arka taraftan Mete’nin kıkırtısı duyulur. Sude çenesini yukarı doğru kaldırıp sesini yükselterek:
SUDE
Gözüme gözükme bundan sonra Kutay. Bitti.
Sude ters bakışlarını Mete’ye çevirdiğinde Mete sahte bir mağduriyetle,
METE
Bana niye öldürecekmiş gibi bakıyorsun? Benimle mi aldatıyor seni Kutay?
Sude burnundan solur, arkasını dönüp sert adımlarla yürümeye başlar. Kutay arkasından bağırır,
KUTAY
Aldatma maldatma yok ya, ne saçlamıyo–
Kendi sözünü keser ve arkadaşlarına doğru dönerek, allak bullak bir ifadeyle,
KUTAY
Neydi şimdi bu?
Mete oturduğu yerden zıplayıp ayağa dikildiği sırada, yüzünde pis bir sırıtışla,
METE
O kulüpte dönenleri öğrendiğinde keşke aldatılsaymışım diyecek…
Dora, Mete’yi susturmak istercesine, uyarıcı bir bakış atar. Mete, “teslim oldum” der gibi ellerini havaya kaldırır. Berk ve Demir birbirlerine bakıp sırıtırken Arın gülmemek için boğazını temizler. Berk alaycı bir sesle,
BERK
Kaçıncı ayrılışınız bu?
Omuzları hafifçe aşağı çöken Kutay da durumu alaya alarak, bıkkın bir tavırla,
KUTAY
Bu hafta mı, total mi?
Bu kez çocukların hepsi kahkahalara boğulur. Dora ayaklanıp Mete’nin yanına yürüdüğü sırada diğerleri de yavaştan ayaklanır. Dora, Mete’nin koluna hafifçe vurup bütün ekibe hitaben,
DORA
Derse geç kalacağız, hadi...
Ekip, dünden kalma kas ağrıları olduğunu belli edercesine söylenerek, sallana sallana, okula doğru yürür.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Pelin ve İrem, birinci kat koridorunda dikilmiş heyecanla Sude’yi beklemektedir. Onlara doğru yürüyen Sude, başta sinirli gibi görünse de kendisini hızlıca toparlar ve kızlara yaklaştıkça sabit bir ifade takınır. Pelin, Sude’nin kolundan tutup heyecanla,
SUDE
Ne dedi Kutay?
Sude öfkeden gerilmiş ifadesini bir saniye içinde düzeltip hafifçe gülümsemeye çalışarak,
SUDE
Halledecek. Gideceğiz partiye.
İrem ve Pelin aynı anda ellerini çırparlar, abartılı bir neşe içindedirler. Sude kesik bir nefes alıp hiçbir şey söylemeden yürümeye başlar. Arkada kalan İrem ve Pelin, ne olduğunu anlayamamış gibi şaşkın bakışlarla birbirlerine bakarlar.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Koridorda sürü hâlinde yürümekte olan altı yakışıklı genç, etraflarındaki herkesin dikkatini çekmekte, kendileri o an bunun farkında olmasalar da özellikle kızların aralarında fısıldaşarak konuştukları önemli bir konu oluşturmaktadır. Arka sırada yürüyen Berk, Kutay’a bir şeyler anlatmakta, hemen önlerindeki Demir de arada bir arkasını dönüp onları dinlemektedir. Önden yürüyen Mete, telefonuna bakıp keyifli keyifli sırıtmakta, Arın ise elleri ceplerinde sakince yürürken Dora da ciddi bir ifadeyle ara ara telefonunu kontrol etmektedir. Arın, Mete’nin telefonuna göz ucuyla bakıp,
ARIN
Kavga mı ediyor Uzay hâlâ?
Mete başını telefonundan kaldırmadan,
METE
(gülerek)
Aynen.
Arın kesik bir nefes verir, Mete’nin aksine düşünceli görünmektedir.
ARIN
Gelmiyor mu okula?
Mete telefonunu kapatıp cebine attığı sırada, “bilmem” der gibi omuz silker. Tam başını Arın’a doğru çevirecektir ki duvar kenarında, gotik tarzda giyinmiş, uzun ve dağınık saçlı GECE’yi fark eder. Gece, okul koridoruna asılmış duyuru panosundaki etkinlik posterlerinden birini incelemektedir. Mete yavaşlayan adımlarıyla ve aniden ciddileşen bakışlarıyla,
METE
Şşş, Gece, Uzay geldi mi?
Gece başını çevirip Mete’ye bakmaya bile gerek duymadan,
GECE
(sertçe/homurtuyla)
Ne bileyim ben?
Mete’nin yavaş adımları tamamen durur. Aniden gerilmiş gibi kaşlarını çatarak, sesini yükseltmeden fakat sert bir tınıyla,
METE
Aynı evde yaşamıyor musunuz oğlum siz? Sen bilmeyeceksin de kim bilecek?
Gece burnundan nefes verir, gergin bir gülümsemeyle göz ucuyla Mete’ye bakar.
GECE
(imalı sert gülümseme)
Evde pek karşılaşmıyoruz biz maalesef.
Mete’nin yanında dikilen Arın her zamanki uzlaşmacı tavrıyla,
ARIN
Bi’ sorun yok dimi?
Gece başını panodan çevirip gözlerini hepsinin üstünde gezdirerek,
GECE
Kafadan altı tane var...
Mete burnundan solurken Arın baymış bir ifadeyle başını öne eğer. Bu sırada Kutay alık bir tavırla kaşlarını çatar.
KUTAY
Bize mi diyor o?
Mete gergin bakışlarını Kutay’a dikip alaycı görünmeye çalışarak, dişlerinin arasından,
METE
Tebrikler, saymayı öğrenmişsin.
Başını Gece’ye doğru çevirirken tamamen rahat bir ifadeye bürünmüş yüzü ve çarpık sırıtışıyla,
METE
Kardeşinle takılmamızı bu kadar kıskandığını bilseydik seni de alırdık aramıza Gece. Niye söylemedin daha önce?
Gece midesi bulanmış gibi yüzünü buruşturur. Arkasındaki panoya yaslanırken kollarını göğsünün üstünde birleştirir.
GECE
Üff, kes sesini ya... Mecbur olmasam seninle aynı sınıfa bile girmem.
Mete, yüzündeki gülümsemeyi silerek dudaklarını birbirine bastırır. Gözlerinden koyu gölgeler geçer. Dişlerinin arasından konuşmaya başladığında yüzünde hiçbir duygu izi yoktur. Hatta sanki hayatı boyunca hiçbir şey hissetmemiş kadar soğuktur.
METE
Ağzını her açtığında ikizin olmasına rağmen Uzay bile senden niye nefret ediyor, onu şimdi daha iyi anlıyorum biliyor musun...
Berk ve Kutay aynı anda burunlarından nefes vererek gülerler. Demir dudaklarını içe bükerek gülmesini tutmaya çalışır gibi görünmekte, Arın ise ifadesiz bir şekilde dikilmeye devam ederken kaçamak bir bakışla Gece’nin yüzünü kontrol etmektedir. Mete acır gibi bir bakışla Gece’yi süzüp,
METE
Düşünsene, seninle bire bir aynı görünen biri var ama o da bu...
Dora başını telefonundan ilk kez kaldırıp Mete’ye ciddi bir bakış atar fakat Mete bunu fark etmez bile. Tamamen Gece’ye kilitlenmiştir.
METE
Her sabah karşısında kendisinin vasat versiyonunu görmek zor oluyordur.
Dora daha fazla sessiz kalamaz. Mete’yi uyarır bir sesle “yapma” der gibi:
DORA
Mete...
Gece, bıkkın bir ifadeyle Mete’ye son kez bakar ve sınıfa doğru sallana sallana yürür. Mete, Dora’ya döndüğünde sert ifadesi anında nötrlenir. Umarsızca omuz silkerek,
METE
Ne? Kendi kaşındı. Ben insan gibi bir şey sordum.
(bekler)
Orospu evladıyla düzgün diyalog kuramıyorsun ki... Bundan anlıyor sadece.
Dora başını sağa doğru eğerken tadı kaçmış bir ifadeyle dudaklarını büker. Mete kaşlarını “tamam tamam” der gibi kaldırıp susar ve yavaştan yürümeye başlar. Ona (en azından bazı anlarda) sözü geçen tek kişidir Dora. Çocukluklarından beri gözünün önünden ayırmamıştır Mete’yi. Mete’nin diğer yanında yavaş adımlarıyla yürümeye başlayan Arın merdivenlere doğru bir bakış atar. Çenesinin ucuyla o tarafı işaret ederek,
ARIN
Geliyor...
Yüzü tıpatıp Gece’ye benzeyen fakat saçları düz kesim ve klasik bir giyim tarzına sahip olan yakışıklı UZAY, öfkeli adımlarla yürümektedir. Sınıfın kapısının önünde buluştuklarında işaret parmağıyla telefonunun ekranına vurarak,
UZAY
Bu hesap içinizden birinin hesabı çıkarsa, yemin ederim sikerim hepinizi.
Mete hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi, uyuz bir tavırla, alttan alttan gülerek,
METE
Aa, hangi hesap?
Uzay o an Mete’nin alaycılığını algılayamayacak kadar öfkelidir. Dişlerinin arasından fısıldarken yakınlarda başka bir öğrenci var mı diye etrafı kolaçan eder. Herkes sınıflara geçtiği için etraf sakindir.
UZAY
KAOS’tan Hepha diye bi’ eleman. Sardı orospu çocuğu bana...
(bekler)
Her oyunumu trollüyor, sürekli ileri geri konuşuyor–
Kendi sözünü kesip sitemle dilini damağına çarptırır.
UZAY
Bir de sürekli ‘kim olduğunu biliyorum, yakında ifşalayacağım onu,’ deyip duruyor chat odalarında.
(bekler/sinirle)
Sikik herif...
Mete’nin yüzündeki alaycı ifade aniden ciddileşir.
METE
Sen ona istediği ilgiyi verirsen, tabii sarar.
Uzay onu duymazdan gelerek, öfkeden hızlanmış nefesiyle,
UZAY
Oyun daveti mi atsam buna? Yakalar, kim olduğunu öğrenirim.
Arın duvara yaslandığı sırada dudaklarını gergin bir ifadeyle bükerek başını ağır ağır sallar. Sinir bozucu bir sakinliğe sahiptir.
ARIN
Ya da o sana bunu yaptırıp senin kim olduğunu öğrenir.
(bekler)
Saçma sapan şeyler yapmayın.
Bu esnada, otuzlu yaşlarının sonunda, kısa boylu, klasik tarzda giyinen öğretmenleri HİLAL, koridorun kenarında görünür. Dora başıyla onu göstererek:
DORA
Hoca geliyor, hadi...
Grup hâlinde öğretmenden önce sınıfa girerler.
İÇ. SINIF – GÜN
Arın ve arkadaş grubu duvar kenarındaki boş arka sıralara yerleşirken Hilal Hoca, öğretmen masasına doğru yürüyüp elindeki dosyaları masaya yerleştirir. Başını kaldırıp güleç bir yüzle öğrencileri süzdükten sonra:
HİLAL
Günaydın sevgili arkadaşlarım. Umarım hepiniz iyisinizdir.
Sınıftan kuru gürültü şeklinde bir “Günaydın” duyulur. Berk yorgun bir tavırla başını sırasına yaslar. Hilal bunu fark eder fakat hiçbir şey söylemez. Sakin ve samimi bir ifadeyle,
HİLAL
Bugün dönemin son dersini işleyeceğiz. O yüzden bu dersimizde genel bir değerlendirme yapmak istiyorum.
(bekler/tebessümle)
Kâğıt çıkarın lütfen. Ve bu dönemle ilgili görüşlerinizi yazın.
MÜZİK ALTI GİRİŞ - “Allie X - Bitch”
İÇ. SINIF – GÜN
Arın, Hilal’in komutu üzerine, sallana sallana sırasının gözüne uzanır ve bir defter çıkarır. Kapağını açtığı an içinden bir şey düşer; bir kitaptan yırtıldığı belli olan sarı bir sayfa. Sağ alt köşedeki “Son…” yazısına bakar saniyelerce. Elinde tuttuğu şeyin, bir kitabın son sayfası olduğu açıkça bellidir. Sayfanın üst tarafındaki yazıların üstüne küçük bir çizim yapılmış, alt tarafa doğru akan üç cümlenin de altı çizilmiştir;
“Herkes sana bakıyor ama kimse gerçek seni görmüyor...
Bana kimse bakmıyor ama bundan rahatsız dahi olmuyorum. İyi ki görünmezim Alex. İyi ki görünmezim ve beni görmedikleri için üzülmüyorum bile.
Ama eğer gözlerinin bana değme ihtimali olsaydı, bir saniye gözünün önünden ayrılmaz, yıllarca beklerdim.”
Arın neredeyse bir dakika boyunca kâğıdı inceledikten sonra kalemini alıp bir şey yazar fakat biz göremeyiz.
İÇ. SINIF – GÜN
Başka bir sınıfta Melina, başını sırasına yan bir şekilde yatırmış, bir sayfası Arın’da olan kitaba, hülyalı gözlerle bakmakta, Arın’a vermek için yırttığı sayfadan kalan izlerin şeridinin üzerinde parmak uçlarını gezdirmektedir. Şeride, “Beni bir gün görecek misin?” yazmıştır. Arkadan kısık bir tonda, bir öğretmenin ders anlatıyor olduğu anlaşılmaktadır. Melina’nın arka sırasında oturan İrem ve Pelin dersi dinlememekte, telefonlarından Arın’ın Instagram’ına bakıp onun hakkında fısır fısır bir şeyler konuşmakta ve gülüşmektedirler.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Melina, kollarının arasında tuttuğu kitaplarla, kalabalık okul koridorunda yürürken yanından geçtiği şık, antika görünümlü aynadaki bir şey dikkatini çeker. Aniden durur, kaşları hafifçe çatılırken başını aynaya doğru çevirir ve aynanın kenarına bir yara bandıyla tutturulmuş kitap sayfasını görür. Arın, ona verdiği kâğıdın üzerine, kırmızı kalemle tek bir cümle yazmıştır;
“Sen kendini görüyor musun?”
Melina heyecandan ne yapacağını şaşırır, elindeki kitaplar düşecek gibi olurken son anda tutar ve kesik bir nefes alırken yanakları kızarmaya başlar. Eli ayağına dolanmış bir şekilde etrafı kolaçan eder, kimsenin görmediğinden emin olduğunda uzanıp kâğıdı alır. Hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ederken bir yandan da yüzünde oluşan alık gülümsemeyi toparlamaya çalışmaktadır. Arın’ın sınıfının önünden geçerken yarı yarıya açık olan kapıdan, çaktırmamaya çalışarak, arkadaşlarıyla oturmuş sohbet eden Arın’a bakar ve iç çeker. Yüzündeki tatlı, mahcup gülümsemeyle çocuk gibi pata pata yürümeye devam eder. Yanaklarındaki kızarıklık daha da artmıştır.
İÇ. KONFERANS SALONU – GÜN
Okulun geniş ve ferah konferans salonunda, alt sınıflardan iki grup öğrenci münazara yapmaktadır. Melina, salonun en arka sırasındaki koltuklardan birinde tek başına oturmaktadır. Beş sıra kadar önünde oturan Arın ve arkadaşları münazaranın daha onuncu dakikası dolmamışken, sıkılmış gibi ayaklanırlar. Merdivenlerden sallana sallana çıkarak salondan ayrılacakları sırada Arın, elindeki boş su şişesini kapının kenarında duran çöp kovasına atar.
Münazara bitmiştir. Melina tüm salon boşalana dek oturduğu yerde öylece bekler. Yanından geçip giden öğrencilerden hiçbiri onun varlığını fark etmez. Salonda tek başına kaldığında, Melina postacı çantasına benzer nostaljik görünümlü çantasını omzuna asar ve kapıya doğru yürür. Çöp kovasının yanına yaklaşır ve etrafı son bir kez kontrol edip Arın’ın çöpe attığı su şişesini alır, çantasına atar.
İÇ. YEMEKHANE – GÜN
Yarısı dolu olan yemekhane oldukça şıktır. Beyazın hâkim olduğu ortam, gösterişli avizesi ve şık şamdanlarıyla okuldan ziyade lüks bir restoranı andırmaktadır. Melina öğrencilerin grup hâlinde oturduğu masalarda, en ortada tek başına yemek yemektedir. Arın, Toprak, Mete, Dora, Uzay Berk, Demir ve Kutay hep birlikte ellerindeki tepsilerle en köşedeki boş masalara otururken Melina’nın gözü Arın’ın üstündedir.
Arın arkadaşlarıyla konuşurken yemek tepsisindeki brokoliye çatalını batırır. Çatalında başka bir yemek olan Melina, birden çatalını tabağının kenarına sürtüp yemeği tabağa geri düşürür ve brokoliye çatalını batırıp ağzına atar. Gözü, hâlâ Arın’ın üzerindedir.
İÇ. SINIF – GÜN
Melina, kafasını sıraya dayamış bahçede oturan Arın’a bakmaktadır. Arın, bahçede çöp konteynerinin köşesinde oturmuş, kırmızı kapaklı bir kitap okumaktadır. Kitabın kapağında “Siyah Allık & Beyaz Maske” yazmaktadır.
İÇ. KÜTÜPHANE – GÜN
Melina kütüphanede rafların arasında dolaşmaktadır. Arın’ın elindeki kırmızı kapaklı “Siyah Allık & Beyaz Maske” isimli kitabı rafta bulup çekip alır.
İÇ. MELİNA YURT ODASI – GÜN
Melina, kulağında 90’lardan kalma bir müzik çalarla müzik dinleyerek Arın’ın çöpe attığı su şişesini masasına koyar. Ambalajını çıkarıp şişeyi sarıya boyar. İçine su doldurup, birkaç nergis çiçeğini su şişesinin içine koyar ve penceresinin kenarındaki diğer saksıların yanına yerleştirir. Ancak diğer saksılar da kola kutuları, cam içecek şişeleri hatta renkli boyanmış bir sigara paketidir. Hepsinin Arın’a ait olduğu bellidir.
Ardından yine her zamanki gibi oldukça dağınık odasında, üstünde Arın’ın tişörtüyle ve kulağındaki müzikle kendi kendine dans eder.
İÇ. SINIF – GÜN
Melina tamamen boş olan sınıfta gizlice Arın’ın ceketinin cebinden sigara paketini çeker. İçindeki sigaraları alır.
DIŞ. TERAS – GÜN
Arın, terasın bir köşesinde sigara içmek için paketini çıkardığında paketin içinde sigara yerine nergis çiçekleri olduğunu görür. Paketin üstündeki “SİGARA ÖLDÜRÜR”yazısının üstü karalanmış, yerine “YAŞA” yazılmıştır. Paketi sinirle buruşturup kenara atar.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Melina kapısı aralık soyunma odasının önünden geçerken içeride Arın ve birkaç kişinin olduğunu fark eder. Üstünü değiştiren Arın’ı gördüğünde birkaç saniye istemsizce ona baksa da utangaç bir ifadeyle başını çevirir hızlıca.
İÇ. BUZ PİSTİ – GÜN
Arın, arkadaşları ve birkaç öğrenci buz pistinde buz hokeyi çalışırken diğer öğrenciler kenardaki oturma alanlarında pistte antrenman yapan öğrencileri izlemektedir. Öğrencilerin arasında Melina da vardır. Elindeki enerji içeceği kutusunun üstüne kendi tarzıyla Arın’ın formasını giymiş insan dışı varlık figürlerinden birini çizmektedir.
İÇ. BUZ PİSTİ – GÜN
Antrenmanın bittiği bellidir. Arın kayarak kenara ilerlerken kafasındaki kaskı çıkarır. Bir sebepten sinirlidir ve söylenerek üstündeki formayı çıkarıp yere atar.
İÇ. BUZ PİSTİ – GÜN
Herkes gitmiş, oturma alanında bir tek Melina kalmıştır. Melina oturduğu yerden kalkıp ekipmanları bile olmadan buz pistine iner. Ortada duran formaya doğru, yalpalaya yalpalaya buz üstünde yürürken pat diye yüzüstü yere kapaklanır.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Arın dolabını açtığında içinde bir enerji içeceği kutusu görür. Kutunun üstünde Melina’nın çizimi vardır. Arın’ın yüzünde, bu duruma alışık olduğunu belli eden bir ifade belirir. İçeceği alır, tek dikişte içer.
İÇ. BUZ PİSTİ – GÜN
Melina, Arın’ın formasını giymiş, buz pistinin tam ortasında sırtüstü yere uzanmış yatmaktadır. Burnundan kanlar akarken o gülümsemektedir.
MÜZİK ALTI BİTİŞ
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Arın, Mete, Dora, Berk, Demir ve Kutay her zaman takıldıkları Gizli Kulüp’tedir. Kulüp, yüksek tavanlı, devasa bir alanı kapsayan, iç işçiliği tamamlanmamış bir gece kulübünü andırmaktadır. Bir köşede bar benzeri bir yapı, hemen arkasında da kitaplığı çağrıştıran raf sistemleri vardır. Mekânın üst kısmında bir asma kat bulunmaktadır. Her ne kadar terk edilmiş bir gece kulübü gibi dursa da içerideki eşyalar yeni ve pahalı görünmektedir. Kenarda duran küçük, siyah mini bar ve nizami şekilde yerleştirilmiş deri koltukların yanı sıra bir de oldukça eski model bir asansör bulunmaktadır. Asansör, üst kattaki asma kata giden kedi yoluna çıkmaktadır.
Ekip, alt kattaki koltuklarda ve yerde rasgele dağılmış şekilde oturmakta ve oldukça yorgun görünmektedir. Berk, üstünü çıkarmış vücudundaki morlukları incelemektedir.
BERK
Buz hokeyi öğrenme fikri hangi salağa aitti?
Kolundaki morluğu arkadaşlarının gözüne sokmak istercesine göstererek:
BERK
Mosmor olmuş her yerim.
Koltukta oturan Dora, Mete’yi işaret ederek onun ağzından konuşur.
DORA
“Kuralların olmadığı tek spor. Bence kesinlikle öğrenmeliyiz!”
Halısız zeminde, ölü gibi kıpırtısız bir şekilde sırtüstü uzanan Demir,
DEMİR
(homurdanarak)
Kurala gerek yok çünkü hiç kimse oynamayı beceremiyor.
Deri kanepeye yayılmış, elindeki kâğıtları inceleyen ve ayrıştıran Mete,
METE
Kendi adınıza konuşun. Ben yağ gibi kayıyorum buzda.
Mete, elindeki kâğıt tomarını kahverengi bir iple bağlayıp bir araya getirir. Bunlar, Arın’ın doğum günü davetiyeleridir. Birkaç tanesini kenara ayırmış olan Mete onları koltuğun kenarına astığı çantasının içine atar. Mete’nin ayak ucunun dibinde, sırtını koltuğa yaslamış, yerde oturan Arın,
ARIN
(usulca)
Doğum günü işini salsanız olmaz mı? Pek kutlama havamda değilim.
Mete, bunun kendisi için önemli bir şey olduğunu belli edercesine çıkışır.
METE
Asla! O kadar uğraştım, yarın ölsen bile cenaze törenini burada yaptırır yine de salmam partiyi.
(gülerek/kendi kendine)
Oha, iyi fikir aslında ha... Ben ölürsem arkamdan ağlamayın. Burada parti yapın. Rahmetli severdi partilemeyi diye...
Mete’nin yanındaki deri koltukta oturmuş, önündeki tabletten bir şeyleri kontrol eden Dora, gözlerini kaldırıp Mete’ye bakarken soğuk bir ifade takınır.
DORA
(iğneleyici)
Sen öldükten sonra partileyecek elli tane kız var zaten. Merak etme. Bize kalmaz o.
Mete, usulca Dora’ya sokulur. Çenesini Dora’nın omzuna koyup çocuk gibi:
METE
(sarkastik)
Gerçekten kalbimi kırdın.
(Dora’yı düzelterek/alaycı)
Bu arada en az yüz.
Dora huysuz bir tavırla omuzunu kıpırdatıp Mete’nin çenesini uzaklaştırır. Mete sessizce kıkırdar. Diğerleri kendi arasında konuşup gülüşürken Berk oturduğu yerde toparlanmaya başlar. Üstüne tişörtünü geçirirken:
BERK
Size doyum olmaz ama benim kaçmam lazım. Birazdan baygınlık geçireceğim yoksa.
Yere uzanmış Kutay, hafifçe inleyerek,
KUTAY
Ben de valla. Yarın gece parti varsa biraz dinlenmem lazım.
Kutay yattığı yerde doğrulurken herkesin ufaktan toplanmaya başladığını gören Mete de ayaklanır.
METE
Ben bırakırım sizi. Babamın ofise uğramam lazım.
(gururla)
Yarın için biraz büyük düşünüyorum. Kraldan izin ve yardım istemem lazım.
Minibarın üstüne gelişigüzel şekilde attığı ceketini kollarına geçirirken,
METE
(iğneleyici)
Sonra da dağıtmaya giderim.
(bekler/alaycı)
Davetiyeleri yani...
Dora, ona ikinci kez dik dik bakar. Telefonundan oyun oynamakta olan Demir de telefonu kapatıp cebine atar ve ayaklanır.
DEMİR
Mete servis çekiyorsa, beni de atar artık.
Arın hariç herkesin gitmek için hazırlandığını gören Mete,
METE
(alaycı)
Kimin kimin kucağına oturacağına karar verdiyseniz benim için sorun yok. Bırakırım hepinizi.
Çocuklar yorgun hareketlerle sessizce toparlanıp Mete’nin peşine takılır. Mete, bir noktada, çıkışa doğru yürüyen arkadaşlarının gerisinde kalıp Arın’a doğru döner.
METE
Sen yine eve gitmeyecek misin?
Arın başını koltuğun oturma kısmına yaslayıp ellerini rahat bir tavırla iki yana açar.
ARIN
Evdeyim zaten.
Mete, 21.30’u gösteren kol saatini Arın’a doğru uzatarak,
METE
(gülerek/alaycı)
Birkaç saat sonra resmi olarak doğum günün. Erken bi’ kutlama istersen ara beni.
Arın baymış bir ifadeyle gülümseyerek Mete’yi savuşturur. Mete son bir baş selamı verip çocukların arkasından çıkar. Arın tek başına kalır.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Arın tek başına beton zeminde sırtüstü uzanmakta ve tavanı izlemektedir. Saatin on iki olmasıyla telefonuna bir sürü mesaj/bildirim gelmeye başlar. Hiçbirini umursamaz. Fakat bu esnada, farklı bir bildirim sesi daha gelir. Arın’ın posta kutusuna yeni bir e-posta düşer. Arın e-posta gelmesine şaşırmış gibi, yattığı yerden başını hafifçe kaldırıp telefonunu kontrol eder. Başını geri yatırırken e-postayı açar. Ekte yine ona gelen çizimlerden biri vardır. Arın, çizimin üstündeki yazıları, ekranı parmağıyla yakınlaştırarak okumaya başlar.
Çizimde, yine önceki çizimlerdeki insan dışı varlık vardır. Tek başına terasta uzanmaktadır. Tıpkı Arın’ın o an gizli kulübün tam ortasında uzandığı gibi... Diğer karedeyse aynı şekilde çizilmiş, yine insan dışı görünümlü, anatomik olarak bozuk bir kadın figürü terasta yatan karakterin yanına uzanmıştır. Üstündeki konuşma balonundaysa, “Doğum günün kutlu olsun Ace,” yazmaktadır.
Çizimdeki üçüncü karede Ace doğrulmuş, terasın en ucunda ayakta durmaktadır. Konuşma balonunda “Şimdi ölsem, üzülür müsün?” yazmaktadır. Dördüncü kadın figürün gözleri doludur. Üstündeki konuşma balonunda, “Hayır. Bugünün gerçek doğum günün olmadığını anlarım,” yazmaktadır.
Arın’ın kaşları çatılır. Yattığı yerde doğrulur ve e-postaya cevap yazar.
İÇ. MELİNA YURT ODASI – GECE
Melina kıyafet dolabının içinde otururken birden telefonuna bildirim gelir. Panikten elleri titremeye başlar. E-postayı açtığındaysa gözlerine inanamaz. İçinde hiç beklemediği bir şey yazmaktadır. Gözlerinden istemsizce yaşlar akarken hıçkırmamak için eliyle usulca ağzını kapatır.
E-postada, “Neden bütün çizimlerde Ace’in etrafında sinek var?” yazmaktadır.
Melina panikten hiçbir şey yapamaz. Öylece ekrana bakarken bir e-posta daha gelir.
Bu kez, “Kendini sinek olarak çiziyorsun değil mi?” yazmaktadır.
MELİNA
(kendi kendine)
Asla fark etmezsin sanmıştım...
(bekler)
Gözle görünmeyen... Rahatsız edici... Mide bulandırıcı... Tıpkı benim gibi.
Ağlaması şiddetlenir.
MELİNA
(kendi kendine/ inanamayarak)
O küçücük çizimlerde nokta kadar sineği nasıl fark ettin?
Melina telefonu göğsüne bastırır ve başını geriye atar. Ağlaması histerik bir hâl alır. Hıçkırıklarını kontrol altına almayı kısmen başardığı an titreyen elleriyle e-postaya yanıt verir.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Arın yeni gelen e-postayı açar.
İçinde, “Yarın gece etrafına iyi bak. Belki o sineği yine etrafında görürsün.” yazmaktadır.
Arın telefonu kapatıp kenara atar. Gözünü tepedeki lambaya diker. Lambanın etrafında vızıldayan bir sinek vardır.
ARIN
(kendi kendine)
Işığı bulabilirsen tabii...
Gözlerini kapatır.
İÇ. MELİNA YURT ODASI – GECE
Melina’nın dolabının kapağı bu defa kapalıdır. Ama dolabın içinden inanılmaz yüksek bir ağlama sesi, boş odanın içinde yankılanmaktadır.
DIŞ. OKUL ARKA BAHÇE – GÜN
Melina, elinde bitki bakımında kullanılan bir ilaç şişesiyle dalgın bir hâlde çiçeklerini yetiştirdiği köşeye doğru yürümektedir. Üzerinde, yerlere kadar uzanan beyaz, eski moda bir gecelik vardır. Yaklaştıkça, çiçeklerin üstüne yüzüstü uzanmış biri olduğunu fark eder. Bir anlığına donakalır, sonra korkuyla koşup yanına diz çöker. İşaret parmağıyla baygın gibi görünen kişiyi hafifçe dürter.
MELİNA
İyi misiniz...
Usulca hareket eden beden, kendi etrafında dönüp sırtüstü uzandığında Melina bu kişinin Mete olduğunu anlar ve bir an için rahat bir nefes alır. Mete’nin iri cüssesiyle narin çiçeklerini ezdiğini fark ettiği an gözleri irileşir, Mete’nin omzunu sıkıca tutup sarsmaya başlar.
MELİNA
(çekinerek)
Pardon... Bitkilerimi eziyorsun.
Henüz gözleri tam açılmamış olsa da ani bir refleksle kaşları çatılan Mete; kendine geldiği an beyazlar içinde karşısında olan Melina’dan korkar ve kollarını yere sürterek kendini hafifçe geriye çeker.
METE
(kendi kendine)
Siktir... Öldüm mü yoksa?
Melina üzgün gözlerle ezilen çiçeklerine bakmaktadır. Yerde yatan Mete ise farkında olmadan bitkileri daha fazla ezmektedir. Hafiften ayılmaya başladığında Melina’nın bakışlarını takip eder ve durumu fark edip kesik bir nefes alır. Ne yapacağını bilemeden, kontrolsüzce Melina’ya elini uzatır.
METE
Yardım et... Tut elimi...
Melina, Mete’ye kenara çekilmesi için yardımcı olur. Mete’nin çantasının fermuarı açıktır ve eşyaları da etrafa saçılmış hâldedir. Eşyaların arasında birkaç tane doğum günü davetiyesi de vardır. Mete düştüğü durumun absürtlüğüne gülerek,
METE
(kendi kendine)
İyi hayaletsin demek ki... Kimdi o?
(hatırlayarak)
Hah, Casper.
Mete sırtını bahçe duvarına yaslayıp ayaklarını uzatır. Yorgun ve akşamdan kalma görünmektedir. Melina ise Mete gibi duvarın önüne, dizlerini bükerek çöküp ezilen çiçeklerine dokunur yavaşça. Yüzünde acı çekiyormuş gibi bir ifade vardır. Mete çenesini öne doğru iterek:
METE
Sen mi yetiştiriyorsun bunları?
Melina usulca başını sallar. Gözü çiçeklerindedir. Oraya buraya saçılmış davetiyelerden biri, hemen ayakucunda çiçeklerin arasındadır. Mete masum yüzlü kızın hâline üzülmüş gibi dudaklarını bükerek, uyku mahmuru bir sesle,
METE
Pardon ya... İstemeden oldu.
(kendi kendine)
Yani büyük ihtimalle...
Mete iyice ayılmaya başlamıştır, etrafa saçılan eşyalarını fark eder. Usulca toplamaya başladığı sırada telefonu çalar. Ceketinin cebinden çekip çıkardığı telefona yanıt verir.
METE
Efendim?
(bekler)
Arka bahçedeyim, geliyorum iki dakikaya.
Melina öylece durmaktadır. Şimdi yüzünde hiçbir ifade yoktur ve özellikle Mete ile göz teması kurmaktan kaçınıyor gibidir. Mete telefonu kapatıp kalan eşyalarını çantaya tıkıştırır ve yüzünü buruşturarak ayaklanır. Melina’ya dikildiği yerden bakarken sevimli bir ifade takınmaya çalışır.
METE
Söz, hatamı bir gün telafi edeceğim.
(bekler)
Dile benden ne dilersen. Tamam?
Melina hiçbir şey söylemeden öylece Mete’ye bakar. Mete elinden geleni yapmış gibi, mevzunun üstünde daha fazla durmayıp hızlıca oradan ayrılır. Mete uzaklaşır uzaklaşmaz Melina ayağını yavaşça kaldırır ve ayağının altında sakladığı davetiyeye bakar. Yüzüne manidar bir gülümseme yerleştirir. Mete’nin arkasından bakarak:
MELİNA
Diledim bile…
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Melina, elindeki kitabın üstüne koyduğu davetiyeye, parlayan gözlerle bakıp kitabı göğsüne bastırır. Aşk sarhoşu olmuş gibi bir gülümsemeyle, heyecanlı heyecanlı yürümeye başlar. Kalorifere yaslanmış Toprak ve karşısında dikilen iki kız öğrenci; EVA ve YELDA’nın konuşmalarına, yanlarından geçerken kulak misafiri olur.
EVA
Toprak n’olur! Kardeşinin doğum günü sonuçta, yaparsın bir şeyler! N’olur bana da davetiye ayarla!
Yılgın bir ifadeyle yere bakan Toprak, kızı geçiştirmeye çalışır gibi,
TOPRAK
Benim partim değil, söz veremem.
Yelda da ellerini çenesinin altında birleştirip Toprak’la göz teması kurmaya çalışırcasına dizlerini büker.
YELDA
Toprak lütfen!
Melina yanlarından yüzünde heyecanlı bir gülümsemeyle geçer gider.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Erkekler tuvaletinin kapısında görünen Mete, bahçede uyandıktan sonra lavaboya geçip üstüne başına çekidüzen vermiş, yüzünü yıkamış gibi önceki hâlinden çok daha derli toplu görünmektedir. Yavaş adımlarla koridorda yürüdüğü sırada merdivenlerin başında İrem görünür ve koşar adım Mete’nin yanına gelir. Dudakları hafifçe yukarı doğru kıvrılırken,
İREM
Selam.
Mete alaycı bir tavırla, daha önce sohbetleri olmayan İrem’in bu ani hareketini anlamlandıramamış gibi,
METE
Selam?
İrem tamamen Mete’ye doğru döner. Sempatik ve işveli bir tavır takınmaya çalışarak Mete’ye alttan bir bakış atar.
İREM
(flörtöz)
Saçını mı değiştirdin? Gözüme bi’ farklı geldin bugün.
(bekler)
İyi anlamda.
Mete’nin gözlerinden alaycı bir parıltı geçer. Yavaşça İrem’e doğru eğilip önemli bir sır verecekmiş gibi sahte bir ciddiyetle,
METE
Bende çalışmaz bu. Farklı bir şey denemen lazım.
İrem, öyle böyle Mete’nin dikkatini çekmiş olmanın verdiği keyifle saçındaki bir tutamı düzeltir.
İREM
(çocuksu/dudak bükerek)
Sen olsan sana nasıl asılırdın peki?
Mete kızın karşısında girdiği hâller yüzünden omuzları sarsılarak güler. Ardından yüzünde o tanıdık, sarkastik ifadesi oluşur, hafiften ciddileşir. Kollarını göğsünde çaprazlayıp birkaç saniye düşünür gibi yapar.
METE
Ben olsam...
İrem’e doğru iddialı bir adım atar. Kız da refleks olarak geriye doğru küçük bir adım atar ve sırtını duvara yaslar. Mete ise bu tepkiyi memnuniyetle karşılayıp kıza sokulurken, hiçbir fiziksel temasta bulunmadan, yanağını onun yanağına yaklaştırıp kulağına konuşur gibi,
METE
“Okuldan kimseyle takılmama kuralını biliyorum. Ama istersen okuldan atılmama yardım edebilirsin.”
(bekler/sarkastik)
Böyle söyleseydin. İki taraf da mutlu olurdu.
Yavaşça geri çekilir. İrem nefesini tutmuş, allak bullak olmuş bir ifadeyle Mete’ye bakmaktadır. Mete kızla dalga geçtiğini belli edercesine güler. Bakışlarını yukarıda bir noktaya dikip,
METE
(kendi kendine)
Eh… Birkaç gün en azından.
İrem’in dudakları aşağı bükülür. Saniyeler içinde –Mete tarafından alaya alındığını fark etmiş olmasına rağmen– kendini toparlar ve yeniden tatlı bir tavırla gülümsemeye çalışarak,
İREM
En azından akşamki partiye davet edilsem?
Mete boş bulunup kahkaha atar.
METE
O daha zor işte.
Kızın saçlarına uzanıp usulca düzeltir. Çekinmeden alay etmeye devam ederek,
METE
Derslerine çalış sen. Mezun ol. Belki o zaman ikisi için de bir şansın olur. Tamam mı?
Kızın yanından ayrılır. İrem’in omuzları, yaşadığı hayal kırıklığının ağırlığıyla aşağı düşer. Takındığı o sahte tatlı, çocuksu tavır solar. Bozulduğunu belli edercesine hırslı adımlarla sınıftan içeri girer.
Koridor boş kalır kalmaz, kenarda küçük bir baş görünür. Melina ortalıkta kimsenin görünmediğine emin olunca mutluluğunu saklamaya gerek duymadan, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle seke seke yürümeye başlar. Tam sınıfa girmek üzereyken koridorun diğer tarafından gelen öğretmenleri ÖZER, Melina’ya seslenerek onu durdurur.
ÖZER
(gülümseyerek)
Ah, Melinacığım... Nazan Hanım seni görmek istiyor. Dersten sonra yanına uğrayabilir misin?
Melina utangaç bir tavırla kendini toparlayıp koridorun ortasında dikilirken saygılı bir ifadeyle başını sallar.
MELİNA
Peki, öğretmenim.
Öğretmen kibarca gülümseyerek başıyla onaylar ve yürümeye devam eder. Melina, öğretmenin arkasından birkaç saniye baktıktan sonra kapısında “SOSYAL BİLİMLER” yazan sınıftan içeri girer.
DIŞ. OKUL ÖNÜ SOKAK – GÜN
Okulu gören bir kaldırımda durmuş, telefonuna bakan otuzlu yaşlarının başındaki EFDAL, bir sebepten kafası karışmış gibi görünmektedir.
EFDAL
(kendi kendine)
Sinyal yok...
Şaşkınlıkla kafasını telefonundan kaldırır ve kapı önünde duran iki güvenlik görevlisinden biri yanına gelir.
GÜVENLİK 1
Telefonunuz çekmez orada.
Efdal anlamsız gözlerle bakarken adam net bir tavırla açıklar.
GÜVENLİK 1
Sinyal kırıcılar var.
Efdal iyice şaşırmış gibi görünmektedir, güvenlik görevlisine ne diyeceğini bilemez. Bu sırada zaman kazanmak ister gibi telefonunu cebine atmakla uğraşır.
GÜVENLİK 1
Siz ne için gelmiştiniz?
Efdal, neden orada olduğunu yeni hatırlamış gibi bakışlarını Güvenlik 1’e doğru kaldırır.
EFDAL
Nazan Hanım’la görüşmem vardı da...
Güvenlik 1, kadın olan Güvenlik 2’ye döner. Başının kenarıyla Efdal’i işaret ederek,
GÜVENLİK 1
Sen beyefendiye eşlik et.
Güvenlik 2 başıyla girişi işaret eder. Efdal şaşkınlığını tam olarak üstünden atamadan, girişe doğru yürümeye başlar.
İÇ. OKUL – GÜN
Okulun misafir girişinde, üç tane güvenlik görevlisi daha beklemektedir. Güvenlik 2, hâlâ şaşkınlıkla etrafa bakınan Efdal’in üstünü ararken açıklama yapmak ister gibi,
GÜVENLİK 2
(sessizce)
Okulda çok önemli insanların çocukları okuyor. O yüzden güvenliğe biraz fazla önem veriyorlar.
Efdal “anladım” der gibi usulca gülümser. Aramayı bitiren Güvenlik 2 bir adım geri çekilir.
GÜVENLİK 2
Telefon, bilgisayar, tablet gibi elektronik cihazlarınızı emanet dolabına bırakmanız lazım. Çıkışta alırsınız.
Efdal’in şaşkınlığı daha da artar. Sanki düşman bölgeye girmiş gibi tetiklenmiştir. Cebinden telefonunu çıkarır. Güvenlik 2 kenarda duran kilitli dolapları işaret eder.
GÜVENLİK 2
İstediğiniz bir dolaba koyabilirsiniz.
Efdal nezaketen gülümser fakat içten içe tüm bu prosedürleri saçma bulduğu gözlerinden okunmaktadır.
EFDAL
Bırakayım tabii...
İÇ. MÜDÜR ODASI – GÜN
Oldukça geniş ve ferah bir odada, genç ve güzel bir kadın olan Müdüre NAZAN, hoş bir şekilde dizayn edilmiş masasında oturmaktadır. Efdal ise masanın önündeki tekli deri koltuğun ucuna yerleşmiş, meraklı ve heyecanlı gözlerle Nazan’ı incelemektedir.
NAZAN
İkinci dönem derslere başlayabilmeniz için sözleşme öncesi konuşmamız gereken birkaç önemli konu var.
Efdal birkaç saniye afallar ama yüzündeki ifadeyi hızlıca toparlar.
NAZAN
Bir haftalık bir araya giriyoruz bu hafta. Okula bir eğitimci olarak hızla adapte olabilmeniz için bizim düzenleyeceğimiz birkaç özel eğitimden geçmeniz gerekiyor.
Efdal daha önce çalıştığı hiçbir yerde görmediği prosedürlerle karşılaştığı için tekrar afallar. Bunu fark eden Nazan güvence vermek istercesine hızla,
NAZAN
Tabii bizim için bir haftanızı vereceğinizden bunu ilk maaşınıza ekleyeceğiz.
Efdal biraz tedirgin görünmektedir. Mevzu para değil gibidir.
EFDAL
Ne tür eğitimler alacağım?
Nazan yüzünde anlayışlı bir ifadeyle Efdal’in endişesini silmek ister gibi,
NAZAN
(gülümseyerek)
Akademik olarak başarınız ortada. O konuda hiçbir şüphemiz yok.
Aldığı övgü Efdal’in yüz kaslarını gevşetir ve usulca gülümser. Nazan rahat bir nefes almış gibi hafifçe arkasına doğru yaslanır.
NAZAN
Bu okulda en çok önem verdiğimiz şey, iletişim.
(bekler)
Anaokulundan, üniversiteye kadar yakalamaya çalıştığımız bir dil var. O yüzden uyum sürecinde bütün öğretmenlerimizden rica ettiğimiz bir şey bu.
Masanın ortasındaki dosyanın kapağını açıp Efdal’e doğru uzatır. Kaleminin arkasıyla, dosyada yazan maddeleri tek tek göstererek,
NAZAN
Etkili iletişim, hitabet, Z kuşağını anlama ve yönetme...
Dosyayı açık bir şekilde Efdal’in eline tutuşturur.
NAZAN
Burada birlikte çalıştığımız kursların iletişim bilgileri de var. Eğer onaylarsanız, hemen bugün sizin için özel bir program oluşturacaklar.
Efdal başını olumlu anlamda sallar.
EFDAL
(gülümseyerek)
Tabii ki. Seve seve.
Nazan ellerini hafifçe birbirine vurur.
NAZAN
Şahane.
Genç kadın öne doğru eğilir. Kollarını masaya dayayıp yüzünde profesyonel bir gülümsemeyle,
NAZAN
Son olarak, gizlilik sözleşmesini de imzalarsanız ikinci dönem birlikte çalışmaya başlayabiliriz.
İÇ. OKUL KORİDORU – GÜN
Müdür odasından çıkan Efdal’in yüzü buz gibidir. Bir sebepten gerilmiş, rahatsız olmuş gibi görünmektedir. Kafası dalgın olduğu için kapının önünde öylece bekleyen Melina’yı son anda fark eder. Zoraki bir gülümsemeyle kenara çekilir. Melina usulca gülümseyip Efdal’e kısa bir baş selamı verir ve müdür odasının kapısını tıklatır.
İÇ. MÜDÜR ODASI – GÜN
Melina içeri girdiği an, Nazan’ın yüzüne hızlıca mekanik bir gülümseme yerleşir. Melina ellerini önünde birleştirerek,
MELİNA
Beni çağırmışsınız öğretmenim.
Nazan eliyle, kapının önünde öylece bekleyen Melina’ya yaklaşmasını ve oturmasını işaret eder.
NAZAN
Gel Melinacığım...
Melina masaya yaklaşır ancak Nazan’ın işaret ettiği koltuğa oturmadan ayakta dikilir. Nazan ısrar etmek yerine pes edip sandalyesini usulca masaya doğru ittirir ve dirseklerini masaya koyup sevecen bir ifadeyle doğrudan konuya girer.
NAZAN
Seninle odasını paylaşan arkadaşın... Pelin. Bir şeyler söyledi bana.
Melina masum bir şaşkınlıkla,
MELİNA
Ne gibi?
Nazan yüzündeki mekanik gülümsemeyi bozmadan, sakin bir tavırla:
NAZAN
Biliyorsun, bu okulda kimse asla ama asla yatılı öğrencilerin odasına karışmaz.
(bekler)
Ama senin durumun... Biraz farklı.
Melina kafası karışmış bir ifadeyle başını hafifçe sağa doğru eğer.
MELİNA
Farklı olmanın problem olmadığını söylemiştiniz.
Beklemediği bir anda afallayan Nazan hızla kendini toparlayıp,
NAZAN
Hâlâ söylüyorum. Ama bu farklılık başkalarının özgürlüğünü kısıtlıyorsa biraz dikkat etmek gerekir.
(bekler)
Bak... Bir okulun, sizin değerinizi ölçmede önemli bir yerde olduğunu söylemek istemiyorum. Ama bu okula kabul edilme şartlarının ne kadar zor olduğunu düşünürsek... Sen de burada olduğuna göre özel bir çocuksun.
Melina imalı bir tavırla kaşlarını yukarı kaldırır.
MELİNA
Parası olan ve sınavlarda iyi puan alabilen herkes özel mi gerçekten?
Melina’nın açıksözlü tepkilerine hazırlıksız yakalanan Nazan, zaman kazanmak istercesine boğazını temizler.
NAZAN
Öyle demek istemediğimi biliyorsun.
Melina kesik bir nefes alır. İstemsizce dudaklarını bükerek:
MELİNA
Ben artık kimsenin ne demek istediğini bildiğimi pek düşünmüyorum öğretmenim.
Nazan birkaç saniye boyunca, yüzüne yapışık gülümsemesiyle Melina’ya boş boş bakar. Ardından sakin ve ilgili bir tavırla:
NAZAN
Seni yönlendirdiğim doktorla seanslarınız nasıl gidiyor?
Melina ifadesiz bir yüzle omuz silker.
MELİNA
Bilmiyorum.
Nazan sabrını korumak istercesine derin bir nefes alır. Yüzündeki gülümsemeyi soldurmadan usulca kafasını sallar.
NAZAN
Anlıyorum.
MELİNA
(kendi kendine)
O da hep böyle söylüyor...
Nazan tam bir şey söyleyecekken Melina hızla lafa girer.
MELİNA
Oda konusunda elimden geleni yaparım. Yani... Eğer ikinci dönem odamı biriyle paylaşmam gerekirse.
(bekler)
Ama şimdilik dağınık kalmasını tercih ediyorum. En azından daha az yalnız hissettiriyor.
Kapıya doğru geri geri birkaç adım atıp yüzündeki ifadesizliği öylece tutmaya devam ederek,
MELİNA
İzninizle. Derse yetişmem lazım.
Nazan öylece kalakalır. Melina bir anlığına gülümseyip aceleyle odadan çıktığında Nazan deri koltuğunda geriye doğru yaslanıp sıkıntıyla derin bir nefes verir. Yüzüne her daim yapışık olan standart ve mekanik gülümsemesi kaybolmuş, soğuk hatta ürkütücü bir ifadeye bürünmüştür.
İÇ. SINIF – GÜN
Melina sınıfın kapısından içeri girdiğinde düşünceli görünmektedir. Pelin ve İrem’in arkasındaki sırasına oturmak için yanlarından geçerken özellikle onların olduğu tarafa bakmaz. Sırasına kitabını koyarken hızlıca, göğsünde sıkı sıkı tuttuğu davetiyeyi kitabın içine saklar. Herhangi bir sayfayı okurmuş gibi kitabı yüzüne doğru çekip davetiyeyi bir kez daha uzun uzun inceler ve gülümsemeye başlar. Bu arada bir ön sırada oturan Pelin ve İrem bir sanal alışveriş sitesinden kıyafetlere bakmaktadırlar.
PELİN
Beyaz giymek mecburmuş partide... Beyaz beni şişman gösteriyor ya...
İrem telefonunun ekranını ona doğru uzatıp,
İREM
Bak bu korseli... Bundan alabiliriz çıkışta. Bence çok yakışır sana.
Pelin hevesle elbiseyi incelerken Melina da kitabı kapatıp özenle çantasına yerleştirir. Ardından sırasına yaslanıp kesik bir nefes alır ve usulca ön tarafa doğru seslenir, ses tonu da yüzü de ifadesizdir.
MELİNA
Pelin...
Pelin tuhaf bir ifadeyle arkasına döner ve Melina’ya sorgulayıcı dik bakışlar atar. Melina hiçbir duygu barındırmayan tavrını sürdürerek:
MELİNA
Zaten başka odaya geçmeyecek misin? Neden şikâyet ettin beni?
Pelin burnundan nefes vererek güldükten sonra, pis bir şey koklamış gibi yüzünü buruşturur.
PELİN
(homurdanarak)
Ben çektim, başkaları çekmesin diye.
Melina anlık bir şaşkınlıkla kaşlarını çatar. Sanki doğru bildiğine emin olduğu bir gerçeği sorgulamak zorunda bırakılmıştır.
MELİNA
Ortak alanlarda nasıl yaşayacağımızın bir kuralı yok ki. Senin alanın ayrı, benimki ayrı... Senden farklı yaşıyorum diye böyle yapman doğru değil.
Pelin’in gözleri öfkeyle parlar. Dişlerinin arasından konuşurken bir yandan gözleriyle, sınıftakilerin Melina ile muhatap olduğunu görüp görmediğini kontrol etmektedir.
PELİN
Ya sus git tek başına ev tut kendine ya da tedavi gör! Ne kafa açıyorsun! Kimse senin ruh hastası hâllerini çekmek zorunda değil.
Melina’ya doğru eğilmiş olan Pelin’i kolundan tutup geri çeken İrem kibirli bir tavırla kıkırdar.
İREM
(gülerek)
Tamam, sus... Biri duyacak. Zorbalıktan şikâyet ediyorlar sonra.
Pelin burnundan solurken hırsla omuz silker ama yine de önüne dönmek zorunda olduğunu bilircesine geri çekilir ve kollarını göğsünde birleştirir.
PELİN
Zorbalıksa zorbalık... Onun yaptığı ne?
Asabı iyice bozulmuş gibi sabır dilenircesine başını eğer. Melina’ya öyle öfkelenmiştir ki yanakları kızarır. Melina ise hâlâ aynı ifadesizlikle oturmakta ve Pelin’in sırtını izlemektedir.
PELİN
(söylenerek)
Deli deli hareketler, bilmem neler... Tek gözüm açık uyuyorum aylardır delirip öldürür möldürür diye.
İrem tedirgin bakışlarıyla Pelin’in yüzünü incelemekte, arkadaşı için endişeleniyormuş gibi görünmektedir. Pelin başını çevirip İrem’e bakar. Az da olsa sakinleşmiş görünmektedir. Melina ile alay ederek:
PELİN
Annesi gibi delirmesi yakındır, ben sana diyeyim.
(bekler)
Neyse, benden sonraki oda arkadaşı düşünsün artık…
Özer Öğretmen içeri girdiği an, İrem işaret parmağını dudaklarına yaslayıp Pelin’e susması için küçük bir işaret yapar. Pelin sırtını geriye yaslar ve hiçbir şey olmamış gibi yüzüne sahte bir tebessüm yerleştirir.
Özer hızlıca sınıfı selamlayıp kollarının arasında tuttuğu bir tomar kâğıtla öğretmen masasına yaslanır. Yüzünde sevecen bir gülümseme vardır. Elindeki kâğıtları yavaşça karıştırırken:
ÖZER
Bu dönemin son dersi ha…
(bekler)
Bu sınıftaki herkes ödevini eksiksiz teslim etmiş.
Tomarın en üstündeki kâğıtta öğrencilerin ödev konularının yazdığı bir liste vardır. Tanıdığımız bazı öğrencilerin kâğıttaki ödev konuları:
MELİNA EROĞLU: Kozmos ve İnsan
TOPRAK BAYRAKTAR: Japon Mitolojisi ve Tümün Gücü
METE DAĞHAN: Panoptikon Hapishaneleri ve Günümüz
ELSA DAĞHAN: Le Soi Miroir
DORA DOĞANER: Sıfır ve Matematiğin Kimliği
GECE GENÇOĞLU: Beyaz Sesler ve Doğum
UZAY GENÇOĞLU: Sinegöz ve Paranoya
ARIN BAYRAKTAR: (Teslim edilmedi.)
Özer elindeki kâğıt tomarını masaya bırakıp yüzünü sınıfa çevirir.
ÖZER
Bazılarınız anaokulundan beri burada... Bazılarınız lisede aramıza katıldı.
(bekler)
Her dönem bu ders sizin önünüze farklı bir isimle geldi. Anaokulunda arkadaşlık saati, ortaokulda hayal kurma dersi...
Elini iki yana açıp sınıfı kastederek:
ÖZER
Lisedeyse kelime laboratuvarımız var.
Usulca yaslandığı yerden kendini çeker. Ceketinin önünü düzeltip küçük adımlarla sınıfın etrafında dolaşarak konuşmaya devam eder.
ÖZER
İletişimin her hâlini birlikte deneyimliyoruz. Arkadaşlarımızı dinleyerek, hayallerimizi paylaşarak... Kendimizi ifade ederek...
Masadaki kâğıtları kastederek:
ÖZER
Dün yazdığınız denemeleri okurken ne kadar gururlandım anlatamam. Hepsi inanılmazdı.
Melina’nın sırasının yanında durup sınıfa doğru bakarak:
ÖZER
Bu okulda gerçekten harika gençler yetişiyor dedim kendi kendime.
MELİNA
(kendi kendine/mırıldanarak)
Yetişiyor...
Melina’nın bir şeyler mırıldandığını duyan Özer samimi bir ilgiyle,
ÖZER
Efendim Melinacığım?
Melina başını hafifçe kaldırıp çekingen bir ifadeyle,
MELİNA
(usulca)
Yetişmek biraz tuhaf bir kelime gibi geldi birden.
Özer memnun bir ifadeyle gülümser. Geri çekilip masaya doğru ilerlerken Melina’nın önündeki Pelin ve İrem “yine başladı” der gibi aynı anda gözlerini devirir.
ÖZER
Güzel... Dersimiz sözcüklerle ilgili olduğuna göre bunu konuşabiliriz.
(ilgiyle)
Anlat bakalım... Nasıl tuhaf geldi?
Melina sözcüklerini toparlamaya çalışır gibidir. Sesi başta cılız çıkar.
MELİNA
Nasıl anlatsam... Bazen masum görünen bazı kelimeler bende ters etki yapıyor.
Özer’in onu şevklendirmek için gözlerinin içine gülümseyerek bakması Melina’nın kendinden emin bir şekilde konuşmaya devam etmesini sağlar. Ses tonunu ayarlamayı başarmıştır sonunda.
MELİNA
“Çocuk yetiştirmek… Öğrenci yetiştirmek...”
(bekler)
Tam olarak nereye yetişmeye çalıştığımızı anlamıyorum. Olduğumuz yaş sanki değersizmiş gibi geliyor böyle söyleyince.
(bekler)
Bir yere yetişmeye çalışmak istemiyorum ki.
Sınıftaki herkesin biraz şaşkın, biraz anlamsız bakışları Melina’ya doğru dönmüştür. Pelin de Melina’nın bu sözleri onu sinir etmiş gibi bıkkın bir ifade takınarak:
PELİN
(fısıltıyla/İrem’e)
Başladı yine.
Özer doğrudan Melina’ya bakmaya ve gülümsemeye devam eder. Onu cesaretlendirmek ister gibi,
ÖZER
Çok güzel. Dersin son on dakikasını nasıl dolduracağımızı da bulduk.
Özer tahtaya döner. Sınıftan birkaç kişi kulaktan kulağa bir şeyler fısıldaşırken Özer tahtaya büyük harflerle yazar:
ÖZER
“Sizi rahatsız eden kelimeler...”
Sınıfa döner. Yüzünde ihtiyatlı bir ifadeyle,
ÖZER
Başlayın. Herkes Melina gibi masum görünen ama bir sebepten sizi rahatsız eden kelimeleri söylesin. Tartışalım.
Orta sıralardan, dalgalı, küt saçlı, salaş görünümlü güzel bir kız öğrenci olan EKİN, Özer’in ona söz vermesinin ardından kendinden oldukça emin bir şekilde,
EKİN
Hoşgörü.
Tüm bakışlar, bu kelimenin onu neden rahatsız ettiğini anlamamış gibi Ekin’e doğru döner. Kendini açıklamak istercesine şaşkın öğrencilere bakarken, asıl o diğerlerinin bunu anlamamış olmasına şaşırmıştır.
EKİN
Kelimenin özünü tartışmak istemiyorum. Ama yaygın kullanımı beni rahatsız ediyor.
(bekler)
Çünkü ne zaman biri bana, “Ben hoşgörülü bi’ insanım” dese yargılandığımı hissediyorum. Kendini benim üstüme koyup beni hoş görüyor.
(sarkastik/gülerek)
Nasıl yani?
Ön sıralardan birinde oturan, kıvırcık saçlı, burnunda septum olan uzun boylu, zayıf bir genç olan YİĞİT, Ekin’in söylediklerini onaylamaz bir ifadeyle başını sallar.
YİĞİT
Bence fazla abartıyorsun.
Yiğit’in sıra arkadaşı olan, dalgalı kumral saçlara ve açık renk gözlere sahip SARP, Yiğit’e katılıyormuş gibi başını öne eğer ve Ekin’e doğru dönerek ukala bir tavırla,
SARP
Kişisel deneyimlerin yüzünden özünde iyi bir kelimenin üstünü çizemezsin bence.
Ekin kendinden emin tavrını hiç bozmadan Sarp’a meydan okur bakışlar atarak:
EKİN
Tek kalemde çizerim. Başkasına zararım yoksa hoş görülecek bir yanım da yok. Saygı duyulacak yanlarım var.
Özer, tartışmayı dinlerken bir yandan da tahtaya öğrencilerin saydığı kelimeleri yazmaktadır. Bu kez, Ekin’in sıra arkadaşı, bebek gibi bir yüze sahip olan sarışın genç kız MAYA söz alır.
MAYA
Benim de bir tane var.
(bekler)
“Çocuk sahibi olmak.” Hiç kimse kendisini birilerinin sahibi olarak benimsememeli bence.
Sınıftan birkaç onay sesi gelir.
Melina elini yanağına koyup kendi arasında tartışan sınıfa bakar. Herkesin söylediği kelimeleri tek tek elinin üstüne yazar.
Özer kendi aralarında hararetli bir şekilde tartışan sınıfa dönüp mutlu bir ifadeyle,
ÖZER
Bu ders şu ana kadarki en iyi dersimiz oldu bence. Çünkü sizden bir şeyler öğrenme şansım oldu.
Saatine bakar. Ve ağır adımlarla masasına döner. Sınıfa son bir bakış atarak:
ÖZER
Kelimeleri tek tek not aldım. Çıktı alıp okul panosuna asacağım. Hepinize teşekkür ederim.
Teneffüs zili duyulur.
İÇ. PSİKOLOG KLİNİĞİ – GÜN
Duvarları açık pastel tonlara boyanmış, pahalı mobilyalarla döşenmiş, ferah bir psikolog kliniğinde maun masanın önündeki yeşil koltukta Melina oturmakta, masanın arkasındaysa spor-şık giyim tarzıyla dikkat çeken kumral ve genç terapist yer almaktadır. Melina, üzerine seksenler modasına ait, vatkalı deri bir ceket ve İspanyol paça pantolon, ayaklarınaysa kendisine iki numara büyük gelen bir çift makosen giymiştir. Yüzündeki durgun ifadeye tezatla sağ ayağını ritmik bir şekilde sallamaktadır. Üç sallayışından birinde, ayağına büyük gelen ayakkabının arkası çıkar. Melina çaktırmamaya çalışarak ayakkabısını geri giyer her seferinde. Terapistin bakışları bir anlığına Melina’nın dizine takılır. Hemen ardından anlayışlı bir ses tonuyla,
TERAPİST
“Annesi gibi delirmesi yakındır…” dedi demek…
(bekler)
Arkadaşlarının senin hakkında böyle yorumlar yapması sana nasıl hissettiriyor Melina?
Melina herhangi bir duygu barındırmayan yüz ifadesiyle ve rahat tavrıyla arkasına yaslanır.
MELİNA
(usulca)
Rahatlamış...
Yüzünde anlık bir tebessüm oluştuğu sırada başını hafifçe öne eğer. Sakin tavrını sürdürerek,
MELİNA
Bir gün cidden delirirsem kimse farkı anlamayacak.
Başını kaldırmadan ceketinin bilek kısmını düzelttiğinde terapistin ilgisi Melina’nın giysilerine kayar.
TERAPİST
Annenin kıyafetleri mi?
Melina başını ağır ağır sallayarak onaylar. Terapistin yüzünde, o an kafasında bir şeyler oturmuş gibi ihtiyatlı bir ifade oluşur.
TERAPİST
Annenin kaderini yaşayacağını mı düşünüyorsun sen de?
Melina bir anlığına bocalar. Hemen sonra aynı durgun ifadesi geri döner. Hafifçe omuz silkerek,
MELİNA
Bilmem. Belki...
Üşümüş gibi kolunu, omzundan aşağı doğru okşar.
MELİNA
Ama annemin kıyafetlerini o yüzden giymiyorum, sadece ona ait bir giysi üzerimdeyken ona dokunuyormuş gibi hissediyorum......
Terapist, önündeki deftere kısa bir not alır. Ardından Melina ile göz teması kurmaya çalışarak,
TERAPİST
Arın’ın kıyafetlerini çalma sebebin de bu mu peki? Ona dokunuyormuş gibi hissetmek için mi?
Melina omuzlarını yavaşça içe doğru çekerken sağ çaprazındaki pencereye bakar. Terapist, anlayışlı bir ifadeyle başını hafifçe sağa eğer.
TERAPİST
Burada seni yargılayacak kimse yok Melina. Rahat ol lütfen... Sadece seni daha iyi anlamaya çalışıyorum.
Melina sessizliğini sürdürse de terapiste doğru döner tekrar. Terapist ise onu yüreklendirmek istercesine hafif heyecanlı bir tınıyla,
TERAPİST
Hadi biraz Arın’dan bahsedelim.
Melina’nın gözleri parlar. Terapist kollarını masaya yaslayıp öne yaklaşır.
TERAPİST
Çizimlerinde Arın’ı kahraman gibi çiziyorsun hep... Sanki bi’ kurtarıcı gibi...
(bekler)
Onu öyle mi görüyorsun?
Melina gözlerini bir kez daha pencereye doğru çevirdiğinde derin bir iç çeker. Yüzünde düşüncelere dalmış gibi tatlı bir ifade oluşur.
MELİNA
Onu görüyor muyum acaba...
Terapist bir süre Melina’nın tekrar kendisine bakması için bekler fakat Melina zihninin içinde kaybolmuş gibidir. Bir süre daha dışarıyı izlemeye devam eder. Terapist yumuşak bir sesle,
TERAPİST
Ne demek istediğini açar mısın?
Melina bakışlarını pencereden çeker fakat yine terapistin yüzüne bakmaz. Bakışlarını önünde duran geniş masaya diker.
MELİNA
Sanki sürekli bi’ maske takıyor yüzüne... Sanki kendini herkesten sakınıyor gibi...
Melina dudaklarını büker, gözlerinin baktığı boşluğa dalar gider.
MELİNA
Gerçek Arın’ı tanımak istiyorum. Onu anlamak, kafasının içinden geçen her şeyi duymak istiyorum.
Terapist, ilgisini çeken bir duygu bulmuş gibi Melina’nın yüzünü her açıdan incelediği sırada,
TERAPİST
Bu hislerini tasvir edecek olsan nasıl yapardın?
Melina arkasına yaslanır. Yüzünde anlık, küçücük bir gülümseme oluşur.
MELİNA
Bi’ ortama girdiğinde tüm bakışlar ona dönüyor... Dünyanın merkezi oymuş, diğer her şey onun etrafında dönüyormuş gibi...
Gözlerini kapatır usulca.
MELİNA
Ona bakınca başım dönüyor. Midem bulanıyor. Bazen ağlayasım geliyor...
(bekler)
Bana verdiğiniz ilaçlar gibi... Sanki beni iyileştirecek bi’ gücü varmış gibi...
Gözünü yeniden açtığı sırada, burnundan derin bir nefes alır. Başını ağır ağır sallayarak,
MELİNA
Sanırım evet... Onu kurtarıcı olarak görüyorum.
(bekler)
Ama o beni görmüyor.
Birden heyecanla dikleşir, oturduğu yerde kendini düzeltirken yüzünde kocaman bir gülümseme belirir. Doğrudan terapistin gözlerinin içine bakarak,
MELİNA
Görmüyordu. Ama gördü... Geçen gün.
Terapist, onun heyecanına eşlik edercesine gülümser hafifçe.
TERAPİST
Nasıl yani? Yoksa konuştunuz mu sonunda?
Melina olumsuz anlamda başını sallar yavaş yavaş. Fakat yüzündeki gülümseme silinmemiştir.
MELİNA
Çizimlerimde Arın’ın etrafına hep küçük bi’ sinek çiziyorum.
(bekler)
Gözle görünmeyecek kadar küçük...
Öne doğru eğilerek, sanki bir sır verecekmiş gibi terapiste yaklaşır azıcık. Parlayan gözleri hafifçe matlaşır.
MELİNA
Kendimi o sinek gibi hissediyorum. Onun hiçbir zaman fark etmeyeceği... Sürekli onun etrafında dolaşan, rahatsız edici, mide bulandırıcı küçük bir sinek gibi...
Bir kez daha arkasına yaslanırken kendiyle gurur duyuyormuş gibi bir ifadeye bürünür gülümseyişi.
MELİNA
Dün ona attığım çizimde sineği fark etti.
(bekler/usulca)
Beni fark etti...
Terapist önündeki kâğıda yeni notlar alır hızlıca. Melina bunu umursamadan, kesintisiz heyecanı ve mutluluğuyla iç çeker.
MELİNA
Akşam Arın’ın doğum günü partisine gideceğim.
Terapist bakışlarını önündeki kâğıttan kaldırdığında şaşkınlığını gizleyememiştir. Kaşlarını hayretle kaldırarak,
TERAPİST
Davet edildin mi?
Melina yapay bir mahcubiyetle, dudaklarını içe doğru bükerek,
MELİNA
Hayır. Davetiye çaldım.
Terapist başını ağır ağır salladığı sırada düşünceli bir ifade takınır.
TERAPİST
Anlıyorum...
Melina boş bulunup güler.
MELİNA
(kendi kendine)
Anladığınızı sanmıyorum...
(bekler/terapiste döner)
Ama teşekkür ederim.
İÇ. PSİKOLOG BEKLEME SALONU – GÜN
Toprak kliniğin bekleme salonundaki yeşil berjerde, bacak bacak üstüne atmış oturmaktadır. İçeriden çıkan genç sekreter çocuk, hafif telaşlı bir ifadeye sahiptir.
SEKRETER
İçerideki görüşme biraz uzadı. Ama bi’ on dakikaya sizi alacağız Toprak Bey.
Toprak ona, sorun değil dercesine nazik bir ifadeyle gülümser.
TOPRAK
Hiç problem değil.
Sekreter, yanından geçip masasına doğru yürürken Toprak elinde tuttuğu telefonun kilidini açar ve Arın’ı arar. Telefonu kulağına yaslayıp birkaç saniye bekledikten sonra,
TOPRAK
Alo... Kaçta alacaksın beni evden?
(bekler)
Ben şimdi terapiste geldim. Buradan direkt eve geçer hazırlanırım.
Melina terapi odasından çıkarken oldukça dalgın bir ifadeye sahiptir, yanından geçmesine rağmen Toprak’ı görmez. Ayaklarını sürüye sürüye çıkışa ilerlerken, Toprak Melina’ya bakar arkasından. Ayağına büyük gelen garip ayakkabısı ilgisini çeker. Kendi kendine gülümser.
TOPRAK
(telefona)
Tamamdır. Araşırız yine.
Telefonu kapatırken hâlâ kapıya doğru bakmakta ve gülümsemeye devam etmektedir.
SEKRETER
Geçebilirsiniz Toprak Bey.
Toprak, sekreterin sesini duyduğunda uykudan uyanmış gibi gözlerini ona doğru kaldırır ve başıyla onaylar. Ağır hareketlerle ayaklanıp içeri geçer.
İÇ. KIZLAR YURDU BANYO – GECE
Pelin ve İrem, şık beyaz elbiseleriyle arka arkaya ortak banyoya girerler. Ellerinde saç maşası, birkaç aksesuar, makyaj çantası gibi şeyler tutmaktadırlar. Aynı anda duşlardan birinin kapısı açılır ve Ekin üzerinde bornozuyla dışarı çıkar. Kızları görünce kısaca başıyla selam verir. Pelin ve İrem ona el sallarken kendi aralarında konuştukları bir şey üzerine kıkırdarlar. Ekin hiç oralı olmaz, kenardaki saç kurutma makinesini prize takar. Kapı bir kez daha açılır, içeri Maya girer. Beyazlara bürünmüş Pelin ve İrem’in aksine rengârenktir. Hızlı adımlarına, boynundaki ve bileklerindeki aksesuarların şıkırtıları eşlik etmekte ve yüksek enerjisi banyoya yayılmaktadır.
MAYA
Kaçabilecek misiniz yurttan bu saatte?
(bekler)
Aşağıda zebani gibi bekliyor Perihan.
Pelin yüzünde ukala bir gülümsemeyle,
PELİN
Siz daha yenisiniz tabii...
Eliyle para işareti yaparak,
PELİN
Perihan’a anladığı dilden konuşunca salıyor, merak etme.
Ekin bir yandan saçlarını tararken kızlara doğru dönüp,
EKİN
Sude nerede? Birlikte gitmiyor musunuz?
Pelin elindeki iki kolyeden birini boynunda denerken başını hafifçe geriye doğru atar.
PELİN
O bi’ havalarda bu aralar. Kuaföre gitti koşa koşa, burada hazırlanamazmış.
(bekler/göz devirerek)
C’den B’ye geçince götü kalktı hanımefendinin iyice.
Ekin hiçbir şey anlamadığını belli edercesine kaşlarını çatar.
EKİN
B’ye geçti derken? Sınıf mı değiştirdi?
Pelin burnundan soluyarak güler, Ekin’e “yok artık” der gibi bir bakış atar.
PELİN
Öyle değil be... Okulun hiyerarşisinde C’den B’ye-
Sanki bu mevzuyu anlatmaktan yorulmuş gibi başını öne eğip kesik bir nefes alır.
PELİN
Size de her şeyi baştan anlatmak gerekiyor. Dur şimdi...
Önündeki süslü çantadan bir ruj çıkarıp aynaya kocaman bir piramit çizerken,
PELİN
Yurttaki kızlarla çıkarmıştık bunu... Sonra biri okulun itiraf sayfasına atmıştı. Oradan patladı...
Piramidi çizgilerle dilimlere ayırır, en üst dilimin yanına “A” yazar. Bölmenin içine de üç isim yazar alt alta.
PELİN
Burası okuldaki en popüler ve en güçlü kişiler. Arın... Mete... Uzay...
İrem hafiften çekinerek,
İREM
Ve Elsa.
Pelin’in modu aniden düşer, İrem’e ters ters bakar. İrem ciddi ve kendinden emin bir ifade takınmaya çalışır.
İREM
Ne? Hem okulun en popüler kızı hem de Mete’nin kuzeni. Çok normal...
Pelin gözlerini kaçırarak, ters bir ses tonuyla,
PELİN
Neyse...
İstemeden de olsa listeye Elsa’nın ismini de ekler Pelin. İkinci bölmeye geçer, yanına “B” yazar. Ekin piramide doğru küçümseyici bir bakış atar.
PELİN
Burada Arın’ların tayfada olan ama onlar kadar öne çıkmayanlar var...
Bu kısmın içine de Kutay, Dora, Berk, Demir yazar. İrem rujunu çıkarıp listeye Toprak’ı da ekler.
İREM
Arın’ın kardeşi Toprak da burada.
(bekler)
Kardeşi sonuçta.
Pelin onu duymazdan gelircesine rujunun arkasıyla “C” yazarak,
PELİN
C’de de bunların dışında kalan ama yine de görece popüler tipler var. Genelde alt dönemlerden...
Düşünür gibi yapar.
PELİN
Bizim gibi.
(bekler)
Senin gibi...
Ekin iyice baymış gibi görünmektedir. Fakat kızların heyecanından hiçbir şey eksilmez. İrem parmağıyla önce C’yi sonra B’yi göstererek,
İREM
Sude de normalde buradaydı ama Kutay’la takılmaya başlayınca buraya geçti.
Pelin en alttaki boş bölmeyi göstererek,
PELİN
Burada da gölgeler var. İsmini cismini pek kimsenin bilmediği, kendi hâlinde takılanlar falan...
Çok bilmiş bir edayla A’yı göstererek,
PELİN
Eğer buraya çıkmak istiyorsan... Bunlardan birinin seni seçmesi lazım.
Ekin biraz tadı kaçmış gibi bakar kızlara sırayla, alaycı bir ses tonuyla,
EKİN
Daha saçma bir şey duymadım hayatımda.
(bekler)
Niye kendinizi bu konuma düşürüyorsunuz ki? Onlar kim de sizi seçecek?
Pelin umarsız bir tavırla omuz silker.
PELİN
Doğanın kanunu bu... Güzelsen ya da güçlüysen diğerlerinden daha üsttesin. Ve seçme hakkına sahipsin.
Lavaboya yaslanıp kollarını göğsünde çaprazlar.
PELİN
Mesela bak tavus kuşlarına... Dişileri erkekleri etkileyebilmek için aşırı gösterişli kuyruklara sahip.
MELİNA (RESİM DIŞI)
Erkekler...
Kızlar duydukları ani sesle irkilir. Başlarını sesin geldiği yöne çevirdiklerinde, Melina üstünde upuzun, kırık beyaz, eski moda bir bornozla duşun içinden çıkar. Her zamanki masum ifadesiyle, samimi bir tavırla bir şey öğretmeye çalışarak,
MELİNA
Tavus kuşlarının erkekleri dişileri etkilemek için süslü kuyruklarını açar. Dişileri değil...
Pelin kahkahasını son anda frenler gibi dudaklarını büker. Küçümseyici bir tavırla Melina’ya doğru eğilirken kaşlarını kibirle çatar.
PELİN
Keşke sen de tavus kuşu olsaymışsın o zaman. Belki seçmek için bi’ şansın olurdu.
Ardından yeniden aynaya dönen Pelin, piramidin en altına “E” yazar. Kendi kendine söylenir gibi,
PELİN
Bak seni unutmuştum. O kadar hatırlanmıyorsun ki...
Ekin’e dönüp kendini çok havalı sandığını belli eden keyifli bir ifadeyle,
PELİN
Melina’ya özel E kısmı yapmıştık piramide. Baş ezik olarak tek başına burada.
Ekin “yapma” der gibi bakar ve başını sağa doğru eğer, İrem kıkırdar, Maya kesik bir nefes alıp kaşları endişeyle aşağı doğru inerken Melina’ya kaçamak bir bakış atar. Pelin kızları tutup çekerek,
PELİN
Hadi gidelim.
Maya kapıya yaklaştıkları sırada ses tonunu alçaltıp Pelin’e doğru yaklaşarak,
MAYA
Niye öyle dedin ki şimdi kıza?
Pelin baymış gibi nefes verir. Elinin tersiyle arkasında kalan Melina’yı göstererek,
PELİN
Şununla bir dönem sen aynı odada kalsaydın, aslında kibar bile davrandığımı anlardın canım.
Üçü birlikte dışarı çıkarken Pelin’in telefonu çalar. Pelin başını ekrana doğru eğerken,
PELİN
Sude arıyor.
(kapıyı kapatarak)
PELİN (RESİM DIŞI)
Aşkım! Hazır mısın? Taksiyle almaya geliyoruz biz de seni şimdi!
Ekin, Melina’ya mahcup bir bakış atıp başını öne eğerek ona sessizce veda eder. Omzuna bez banyo çantasını asıp ortak banyodan ayrılır.
Melina banyoda tek başına kalır. Aynadaki piramide bakan Melina, Pelin’in söylediği her şeyi duysa da hiç etkilenmemiş gibi durgun görünmektedir. Elindeki havluyla piramidin içinde yazan isimleri siler ve geriye yalnızca en üstteki Arın ile en alttaki Melina’yı bırakır. Yüzünde minicik bir tebessüm oluşur.
İÇ. MELİNA YURT ODASI – GECE
Eski dönemlere ait olduğu belli olan, uçları dantelli, beyaz bir saten elbise giymiş Melina, dağınık odasında bütün kıyafet ve çöp yığınlarının ortasında kendine açtığı küçük bir boşlukta oturmaktadır. Duştan çıktığı için saçları ıslaktır ve başına yine eski zamanlardan kalma fistolu bir havlu sarılıdır. Önünde, içi yuvarlak şekilde oyulmuş bir kitap vardır. Kitabın içi, kâğıttan yapılmış sinek benzeri figürlerle doludur. Melina elinde tuttuğu mini el vantilatörünü çalıştırıp oyulmuş kitabın içindeki sinek figürlerinden birini alır ve el vantilatörünün üstüne bırakır. Kâğıttan figür, birkaç santim yükseklikte bir süre havada asılı kaldıktan sonra yere düşer.
MELİNA
(kendi kendine)
Nasıl uçurabilirim acaba...
Birkaç saniye kafasını yana atıp düşündükten sonra kitabın kapağını, içindeki kâğıt sinek figürler içeride kalacak şekilde sertçe kapatır ve hemen yanındaki üstünde altın renkli kelebek figürleri olan çantasının içine atar.
Yatağının altından bir kutuyu çekip çıkarır. Odasındaki boy aynasının tam karşısında, dizleri üstünde kutudakileri karıştırır. İçindekilerin hepsi, normalde aksesuar olarak kullanılmayacak enteresan şeylerle doludur. Rasgele bazı şeyleri çıkarıp saçına, kulağına ve boynuna tutarak neyi aksesuar olarak takması gerektiğini kontrol ederken gözü kutudaki beyaz bir kumaş parçasına takılır. Bir geceliğin kuşağını andıran, ince saten kumaşı usulca çekip çıkarırken aynadaki yansımasını gördüğümüz Melina’nın yüzü karanlıktır. Elindeki beyaz kumaşı tutarken gözü aynaya kayar. Arkasındaki duvara çizdiği biçimsiz ve kocaman insan dışı varlık onu ele geçirmek istiyormuş gibi görünmektedir.
FLASHBACK GİRİŞ
İÇ. MELİNA EV BANYO – GECE
Beş yaşındaki Melina, omuzlarının aşağısına düşen uzun saçları ve sevimli gülümsemesiyle lavabonun önünde, bir taburenin üstüne çıkmış aynaya bakmaktadır. Arkasında, beyaz bir sabahlık giymiş annesi, histerik bir vaziyette Melina’nın saçlarının diplerini tırnaklarıyla aça aça bir şey aramaktadır. Kadının yüzünde Melina’nın aksine dehşete düşmüş bir ifade vardır.
ANNE
(kendi kendine/histerik)
Beni kandıramazlar... Biliyorum işte, biliyorum...
Kadın aniden durup banyo dolabını açar ve içinden bir makas alıp Melina’nın uzun saçlarını âdeta doğramaya başlar. Melina ürkmekten ziyade meraklı görünmektedir ve annesinin ne yaptığını ilgiyle izlemektedir. Kadının dehşeti giderek büyür.
ANNE
(kendi kendine)
Saklayamazlar benden...
Birkaç saniye içinde, Melina’nın saçlarının yarısı kırpılmış, büyük bir kısmı kökünden kesilmiş, yalnızca birkaç uzun parça kafasında öylece sallanır hâlde kalmıştır. O esnada içeri, Melina’nın babası girer.
BABA
(dehşetle)
N’apıyorsun sen?!
Adam kendini kadının üstüne atar ve can havliyle elindeki makası alıp kadını Melina’dan uzaklaştırmaya çalışır.
BABA (RESİM DIŞI)
N’aptın çocuğa manyak?!
Babanın sesi, aynı anda hem ağlamaklı hem de sinirden delirecekmiş gibi çıkmaktadır. Kadını çekip alır. Melina ayna karşısında tek başına kalır. Hâlâ anne ve babasının kavga ve boğuşma sesleri gelmektedir.
ANNE (RESİM DIŞI)
(çığlık çığlığa)
Kafasındaki dikişleri arıyorum! Beni kandırdığınız yeter artık! Bırak beni!
BABA (RESİM DIŞI)
Bıktım senden! Anlıyor musun? Dur!
Sesler giderek uzaklaşırken, Melina aynadaki yansımasını izleyerek başının üstünde kalan birkaç tel saça dokunur. Yüzündeki sevimli ve meraklı ifade bunca kargaşaya rağmen hiç değişmemiştir.
ANNE (RESİM DIŞI)
(çığlık çığlığa/ağlayarak)
Bırak beni!
Melina, anne ve babasının kavga sesleri hâlâ içeri dolarken, banyo dolabının açık bölmesindeki toka kutusunu çekip içinden birkaç tane kelebek toka alır. Sadece birkaç parça kalmış kırpık saçlarına takar. Yüzündeki meraklı, sevimli ifade hâlâ duruyordur. Sonuçtan memnunmuş gibi aynada kendine bakıp tabureden aşağı atlar.
İÇ. MELİNA EV YATAK ODASI – GECE
Melina, ebeveynlerinin yatak odasına girdiğinde annesini az önce üstünde olan sabahlığın kemeriyle demir yatak başlığına bağlanmış hâlde bulur. Kadının gözleri kıpkırmızıdır ve aklı yerinde değil gibi görünmektedir. Melina’ya yaratıkmışçasına bakmaktadır. Melina ayağında tavşan pelüş terlikleriyle zıplaya zıplaya annesinin yanına gider. Gözü, annesinin bileklerindeki beyaz saten ipe takılır.
BABA (RESİM DIŞI)
Dayanamıyorum artık, iyice kontrolden çıktı! Acil gelin yoksa gerçekten bir kaza çıkacak–
Melina, yüzünde meraklı bir ifadeyle annesinin bileklerinde sımsıkı bir kurdele şeklinde bağlanmış ipi, usulca çekip oyun oynamak istiyormuş gibi hevesle açar. Kadın, bileğindeki ipten kurtulduğu anda can havliyle uzandığı yerden kalkıp komodinde duran, az önce Melina’nın saçını kestiği makası kapar ve odadan koşarak çıkar.
Koridorda bir boğuşma yaşandığını anladığımız sesler, çığlıklar ve bağrışmalar duyulurken Melina az önce annesinin bileklerinden çözdüğü saten ipi sallaya sallaya kendi etrafında dans eder gibi oynamaya başlar. Gölgesi, duvara kocaman bir şekilde yansırken koridordan gelen sesler daha da vahşileşir.
FLASHBACK ÇIKIŞ
DIŞ. BAYRAKTAR EV ÖNÜ – GECE
Toprak, bembeyaz giyinmiş, kapının önünde beklemektedir. Lüks bir araba evin bahçesine girer ve ona doğru yaklaşır. Toprak ön kapıyı açıp arabaya biner.
İÇ. ARIN ARABA – GECE
Şoför koltuğunda Arın oturmaktadır. Baştan aşağı siyah giyinmiştir. Toprak onu şöyle bir süzer.
TOPRAK
(şaşırarak)
Sen niye siyah giydin?
Arın hiç oralı olmadan,
ARIN
Niye giymeyeyim?
Toprak kafası karışmış bir ifadeyle,
TOPRAK
Hani beyaz giymek zorunluydu... Ben boşuna mı sünnet çocuğu gibi giyindim?
Arın yüzünde alaycı bir sırıtışla yavaşça önüne döner ve arabayı çalıştırır.
ARIN
(gülerek)
Yakışmış ama...
Toprak mahcup bir ifadeyle gülümser. Aynı esnada telefonuna bir bildirim gelir ve ekranda “Annem” adlı kişiden bir mesaj geldiği görünür. Toprak başını telefondan kaldırmadan,
TOPRAK
Anneme söz verdim bu arada, parti dönüşü benimle eve geliyorsun.
Arın’ın aniden yüzü düşer. Toprak’a yandan ters bir bakış atar. Toprak çenesini öne iterek,
TOPRAK
Bakma hiç öyle... O şartla kaçabildim evden. Yoksa peşime takılıyordu.
Yavaşça iç çektiği sırada arkasına yaslanır.
TOPRAK
Özledi kadın tabii. Aradığında açmıyorsun, eve kırk yılda bi’ uğruyorsun–
Arın, Toprak’ın sözünü keserek,
ARIN
(alaycı/gülerek)
Direkt annemi taksaydın peşine keşke. Böyle de çok farklı olmuyor.
Arın birden gaza basar. Yanındaki aracı sollar. Toprak, Arın’a “yapma şöyle” der gibi bir bakış atar. Yüzündeki sevimli tebessümle bir şey söylemek üzereyken telefonu çalar.
TOPRAK
Kesin annemdir bak–
Toprak ekrana baktığında “Elsa” adıyla kayıtlı birinin aradığını görür. Ekranda Elsa’ya ait olduğu belli olan güzel bir fotoğraf görünmektedir. Toprak’ın birden yüzü düşer. Arın kırmızı ışığa doğru yaklaştıkları sırada Toprak’taki sessizliği fark eder. Durur durmaz dikkatli bir ifadeyle önce Toprak’a, ardından da telefonuna bakar. Toprak, dış dünyadan soyutlanmış gibi Elsa’nın aramasıyla bakışmaktadır hâlâ. Arın yüzündeki ifadeyi stabil tutmaya çalışır gibi kesik bir nefes alır.
ARIN
Açsana.
Toprak aramayı reddeder. Arın’a doğru dönüp endişeli bir ifadeyle ve panikle,
TOPRAK
Öyle bir şey değil–
Arın, Toprak’ın sözünü kesip ihtiyatlı bir gülüşle,
ARIN
Nasıl bir şey diye sormadım. Niye gerildin durduk yere?
Toprak’ın dudakları yavaşça aşağı doğru bükülür.
TOPRAK
Yanlış anlamanı istemiyorum çünkü. Elsa ile aramızda bir şey yok.
(bekler)
Yurtdışına çıktığından beri konuşuyoruz biraz. Ama o kadar.
Arın burnundan nefes verdiği sırada hâlâ yumuşak bir ifadeyle Toprak’ın yüzünü incelemektedir.
ARIN
Sevmiyor musun bu kızı sen?
Toprak gözlerini kaçırır.
TOPRAK
(çekinerek)
Seviyorum.
Arın’ın kaşları hafifçe yukarı doğru kalktığı sırada,
ARIN
Eee?
Toprak hafifçe kaşlarını çatarak Arın’a bakar yeniden.
TOPRAK
Biliyorsun “eee”sini.
Başını hafifçe sağa doğru eğip iki tarafa doğru sallar.
TOPRAK
Ne olursa olsun sana böyle bir şey yapamam.
Arın ciddi bir ifade takınarak,
ARIN
Toprak saçmalama–
Arkadan gelen korna sesleri Arın’ın sözünü yarıda keser. Toprak trafik lambasını kontrol edip,
TOPRAK
Yeşil yandı, hadi...
Toprak önüne dönüp kollarını göğsünün üstünde çaprazlar.
TOPRAK
(geçiştirerek)
Zaten bu dönem de yurtdışında okuyacak. Üç ay daha yok.
(bekler/panikle)
O zamana kadar konuşmayı bile keseriz belki.
Arın, Toprak’a imalı bir bakış atar. Toprak bu bakışı görmemiş gibi yaparken daha çok gerilir. Arın’ın yüzündeyse anlık bir rahatsızlık ifadesi oluşur fakat kendisini hızlıca toparlayıp önüne döner ve arabayı sürmeye devam eder.
DIŞ. GİZLİ KULÜP ÖNÜ – GECE
Gizli Kulüp’ün tenha dış cephesi, hiç olmadığı kadar kalabalık görünmektedir. Birkaç metre uzunluğundaki sırada bekleyen gençler, kendi sıraları geldiğinde güvenlik görevlilerine ellerindeki QR davetiyeyi okutmakta ve telefonlarını teslim etmektedir. Telefonlar sırayla, üstünde isimler yazan korunaklı zarflara konulup kenarda duran portatif rafa dizilmektedir.
Sıranın ortalarında bir yerde bekleyen Melina, çekingen bakışlarıyla etrafı kolaçan etmektedir. Birden dakikalardır sıra bekleyen insanları umursamadan girişe yürüyen üç kızı gördüğünde panikler ve yüzünü duvara doğru döner. Bu üç kız, şıkır şıkır parti elbiseleri giymiş ve abartılı makyajlar yapmış olan Sude, İrem ve Pelin’dir. Sude telefonu kulağına dayamış üst üste arama yapmaktadır. Pelin ve İrem ise sıradaki insanlara aldırmadan, büyük bir özgüvenle Sude’nin arkasından yürümektedir.
DIŞ. GİZLİ KULÜP ÖNÜ – GECE
Sude sıranın önüne yürürken, kulağındaki telefonu çeker ve sinirle elinde tutar. Aradığı kişiye ulaşamamış gibidir. Arkasını dönüp sıkıntılı bir nefes verir. Sıraya bakarak arkadaşlarına doğru eğilir, sessizce,
SUDE
Şu sıraya bak... İstanbul’daki tüm kızları çağırmışlar. Ne bok yiyeceklerse içeride.
Üç kız kapıya ulaştıklarında ellerini kollarını sallayarak içeri girmek üzeredirler. Onların bu cesaretine şaşkınlıkla bakan güvenlik, elini öne doğru uzatarak Sude’yi durdurur.
GÜVENLİK
Şşş, nereye?
Sude cüsseli adama diklenerek,
SUDE
İçeri.
Güvenliğin yüzünde çarpık bir gülümseme oluşur.
GÜVENLİK
(alaycı)
Yok ya?
(bekler/sertçe)
Davetiyen varsa sıraya gir, yoksa uğraştırma beni.
Sude’yi hafifçe iter, kız sinirden deliye dönmüş gibi görünür. Pelin ve İrem, şok içinde Sude’ye bakmakta ve olanları anlamaya çalışmaktadır. Sude bağırarak,
SUDE
Erkek arkadaşım bu partiyi düzenleyenlerden biri. Ona bana böyle davrandığını söylersem mahveder seni!
Güvenlik, Sude’nin yaşına başına bakmadan söylediklerine püskürerek güler. Başını öne doğru sallarken alayla,
GÜVENLİK
Aynen aynen, kesin öyledir...
Sıradaki insanlar fısıldaşarak Sude ve yanındakilerle dalga geçmeye başlarlar. Sude arkasına bakıp burnundan solur ve bir adım geri çekilip güvenliğe doğru tekrar döner, “görürsün şimdi!” der gibi telefonuna sarılır ve Kutay’ı arar. Ama hâlâ cevap yoktur. Güvenlik onları görmezden gelmeye karar verir ve sırada bekleyenleri teker teker içeri almaya devam eder. İçeri giren şık beyaz elbiseli iki kız, Sude ve arkadaşlarına yan yan, küçümseyici bir ifadeyle bakarlar. Pelin ve İrem iyice bozulup birbirlerine bakar, Pelin burnundan solumaktadır. Sude tekrar tekrar Kutay’ı aramaya devam etse de telefonu cevapsız kalır. Bir hışım mesaj kısmını açıp ses kaydı tuşuna basar.
SUDE
(telefona doğru)
Kutay iki dakika içinde kapıya çıkmazsan yemin ederim polisi çağırır, bastırım sizi!
Pelin, Sude’ye suçlayıcı bakışlar atarken, Sude bunu görmezden gelmeye çalışmakta, düştüğü kötü durumu yok sayarcasına rahat bir tavır takınmaya çalışmaktadır. O sırada İrem, aniden bir şey görmüş gibi sol tarafa doğru kilitlenir.
İREM POV: Mekânın önünde bir taksi durur, içinden upuzun, siyah bir ceket giymiş, dalgalı uzun kızıl saçlara ve bembeyaz bir tene sahip, çok şık, alımlı bir genç kız olan ELSA iner. İrem ağzı beş karış açık kalarak,
İREM
Elsa mı o?
Pelin ve Sude aynı anda İrem’in baktığı yöne doğru dönerler. Elsa elindeki tekerlekli bavulu çekiştirerek taksiden inerken bir yandan da kulağında tuttuğu telefondan birini aramaktadır. Pelin, bütün keyfi kaçmış gibi bir suratla,
PELİN
Oha, geri mi döndü?
Sude de rahatsız olmuş gibidir.
SUDE
(kendi kendine)
Bi’ sen eksiktin...
SUDE POV: Elsa kalabalık kuyruğun yanından, rahat tavrıyla yürür. Kendi kendine söylenen kalabalıktan kimseye dönüp bakmaz. Sude, Pelin ve İrem’in birkaç adım yakınında dikilmesine rağmen onları da görmezden gelir. Elindeki valiziyle içeri girmek üzereyken görevli bir anlığına durdurur fakat saniyesinde Elsa’yı tanır ve saygılı bir tavırla içeri buyur eder. Kızlar bu manzarayı kıskanmıştır, üçünün de yüzü düşmüştür. Sude dişlerinin arasından,
SUDE
Hadi gidelim. Sinir bastı bana.
Pelin sinirden eli ayağı titreyerek,
PELİN
Bu kadar hazırlandık geldik, cidden bu mu yani şu an?
(bekler/sinirle)
Hani halledecekti Kutay?!
Sude delirmiş gibi, parlayan gözleriyle çenesini kaldırarak yüzünü Pelin’e doğru yaklaştırır.
SUDE
Ben olmasam buranın önünden bile geçemezdiniz, unutmayın!
Ardından hızla arkasına dönüp sert adımlarla yürümeye başlar. Arkada kalan Pelin ve İrem oldukça öfkelidir. Pelin derin derin solur, dudakları sinirden bembeyaz kesilmiştir.
PELİN
Bi’ boku beceremediği için üste çıkıyor resmen...
(dişlerini sıkarak)
Elimde kalacak bir gün.
İrem hadi der gibi başını hareket ettirir. Pelin öfkeyle çantasını dizine vurur ve Sude’nin gittiği yöne doğru yürürler.
Kızlar girişten uzaklaşırken, sıranın başına yaklaşmış ve önünde yalnızca birkaç kişi kalmış Melina sıradan kafasını çıkarıp kızların gidişine bakar.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Kulübün girişi, duvarlar, heykeller, kolonlar ve kapılar; çizimler ve rasgele fırlatılmış gibi görünen boyalarla kaplıdır. Girişte duran birkaç beyaz giyimli kişinin üzeri de tıpkı duvarlar gibi, kıyafetlerine rasgele dökülmüş boyalar ve özenle çizilmiş resimlerle bezenmiştir. Elsa bavulunu çeke çeke yürürken kaşlarını çatıp etrafı süzer.
İçeri girmek yerine tuvaletlerin olduğu tarafa yürür. İki tuvalet kapısı da yoğun bir insan trafiğine sahiptir; birileri girerken diğerleri çıkar. Kalabalığın hepsi beyazlar içindedir ve kıyafetleri boyalarla, çizimlerle doludur. Elsa, o iki kapıya yönelmek yerine bavulunu ardından sürükleyerek diğer tarafa döner ve kimsenin olmadığı bir kapıya ilerler. Kapının üstünde, “STAFF ONLY” yazılı bir tabela asılıdır. Ancak birisi, kırmızı boyayla STAFF yazısının üstünü çizmiş ve yerine “HOT PEOPLE” yazmıştır. Elsa, bu yazıyı görünce yargılar gibi gözlerini kısar ve yüzünü ekşitir.
İÇ. GİZLİ KULÜP TUVALETİ – GECE
Kapıdan içeri girdiğinde pisuvardaki Kutay’ı görür. Kutay bir yandan işerken, diğer yandan telefonundaki sesli mesajları dinlemektedir. Telefondan yükselen sesli mesajda Sude, “Elsa da gelmiş. Gözün aydın! Size iyi eğlenceler!” diye bağırmaktadır.
KUTAY
(kendi kendine)
Elsa ne alaka ya şimdi?
Elsa bavulunu yanına alarak lavabo taşına oturur ve bacak bacak üstüne atar. Kutay, işini bitirip fermuarını çekerken arkasını döner ve birden Elsa’yı görür. Korkudan geriye zıplar. Panikle fermuarını çekmeye çalışır.
KUTAY
(şaşırarak)
Ödümü kopardın!
Elsa imalı bir gülümsemeyle,
ELSA
Önden de haberimi almıştın oysaki... Niye korktun bu kadar?
Kutay, Elsa’nın yanına gelip elini uzatır.
KUTAY
Ne zaman döndün sen ya? Hoş geldin...
Elsa, Kutay’ın elini sıkmak yerine yanındaki musluğu açıp suyun akmasına izin verir, önünde duran bavulu ayağıyla işaret edip,
ELSA
Bir saat oluyor.
Kutay bozuntuya vermeden elini çekip suyun altına tutar ve elini yıkamaya başlar. Elsa seslerin geldiği bir tuvalet kabinini kafasıyla işaret ederek:
ELSA
(sessizce)
Orada dimi?
Kutay yüzüne çarpık bir gülümseme kondurur. Islak ellerini boya izleriyle dolu beyaz bol pantolonuna silerken,
KUTAY
Sence?
Kapıya yönelir.
KUTAY
Tekrar hoş geldin.
Elsa, Kutay yanından ayrıldıktan sonra topuklu ayakkabısının tekini çıkarıp az önce işaret ettiği, içeriden sesler gelen tuvalet kabininin üstünden içeri atar. İçeriden sağlam bir “ah” sesi ve ardından küfür gelir.
METE (RESİM DIŞI)
Siktir!
Ardından ayakkabısının diğer tekini de çıkarır ve tekrar aynı kabine atar. Kapı açılır, içeriden üstü başı dağılmış ve öfkeli Mete kafasını uzatır.
METE
(homurdanarak)
Ne şimdi bu–
Mete Elsa’yı görünce şok olur ve cümlesi yarıda kesilir. İçeride var olduğunu anladığımız birine beklemesini işaret edip üstünü başını toparlayarak dışarı çıkar. İçeriye atılmış topuklu ayakkabılardan birini ayağıyla dışarı iter.
Mete’nin beyaz kıyafetleri de tıpkı diğer insanlarınki gibi boya, çizim ve yazılarla kaplıdır. Ama en dikkat çeken detay, tişörtüne yazılmış onlarca telefon numarasıdır. Elsa, bu manzarayı görünce yüzüne çarpık bir gülümseme yerleştirir.
ELSA
(alaycı)
N’apıyorsun içerde?
Mete’nin numaralarla dolu beyaz takımının mahrem bölgeleriyse sanki boyalı bir elle avuçlanmış ya da dokunulmuş gibi görünen boya izleriyle kaplıdır. Mete gülerek elini iki yana açar.
METE
Sanat?
Elsa usulca gülümseyerek karşılık verirken Mete zıplayıp lavaboda onun yanına oturur. Cebinden sigarasını çıkarırken Elsa’yı gördüğü için mutlu olmuş gibi görünmektedir.
METE
Ne zaman döndün sen?
Elsa cevap vermek yerine başıyla valizini işaret eder. Mete, dudaklarının arasına sıkıştırdığı sigarayı yakarken kendi kendine gülümser.
ELSA
Mekânın ağzını sıçmışlar. Gördün mü içeriyi?
Mete sahte bir alınganlıkla Elsa’ya yandan bir bakış atar.
METE
(alaycı)
Sanattan hiç anlamıyorsun...
Elsa gözlerini kısarak hafif tehditkâr bir tavır takınır.
ELSA
Umarım amcam anlıyordur. Yoksa bittin.
Mete kendini işaret ederek gururla,
METE
Babamın sanattan anlamama ihtimali var mı sence?
Elsa gülerek kafasını iki yana sallar. Mete sigarasını usulca üflerken Elsa’nın yüzündeki gülümseme bir anda solar. Ona dönüp:
ELSA
Arın nerede?
Mete birkaç saniye Elsa’nın yüzüne baktıktan sonra kahkahayı patlatır.
METE
Yurtdışına herifi unutmak için gidiyorsun ve döner dönmez sorduğun ilk soru...
(Elsa’yı taklit ederek)
“Arın nerede?”
Mete sigarasından sağlam bir duman çeker.
METE
(gülerek)
İraden karşısında titredim şu an.
Elsa önüne dönüp bozulmuş gibi kollarını göğsünde çaprazlar.
ELSA
(göz devirerek)
Boş yapma.
Mete anlayışlı bir ifadeyle, Elsa’ya doğru kaçamak bir bakış atar.
METE
Gelmedi daha.
Elsa hayretle kaşlarını kaldırarak,
ELSA
Kendi doğum günü partisine?
Mete o tanıdık ukala, alaycı tavrını takınıp,
METE
Arın’ın olayı bu, bilmiyor musun...
(kendi kendine)
Arın’ı unutma işi kısmen işe yaramış demek ki. En azından unutmaya bir yerlerden başlamışsın. Bu da bir şey.
Elsa lavabodan aşağı atlayıp kabine fırlattığı ayakkabının tekini giyer. Diğer eşi ararken, Mete’nin çıktığı kabinin kapısını ittirir. İçeriden ayakkabısını alırken kabinde bekleyen kişiye göz ucuyla bakar. Ayakkabısını giydikten sonra Mete’ye imalı bir bakış atıp,
ELSA
İçeri geçiyorum ben. Geliyor musun?
Elsa kapıya yönelirken Mete de ayaklanır, bir adım atıp kapalı kabine yönelir.
METE
Ben birazdan gelirim.
Kafasıyla, kabinin içindeki kişiyi işaret ederek,
METE
Malum... Sanatçılar bekletilmeye gelmez.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Melina içeri girmiştir. Yüze yakın insan dans etmekte, duvarlara ve birbirlerinin kıyafetlerine çizimler yapmaktadır.
Melina gözleriyle şaşkın şaşkın etrafı tarar. Tanıdık yüzler görür. Kutay, insan kalabalığının ortasındaki deri koltukta oturmakta, Berk ise elindeki sprey boyayla koltuğa kamufle olacak şekilde Kutay’ın üstünü boyamaktadır. İnsanlar telefonlarıyla bu anı videoya almaktadır.
Demir, genç bir kızın beyaz elbisesinin sırtına boyayla XOXO oyunu çizmiş, başka bir kişiyle birlikte bu oyunu oynamakta ve kahkahalarla gülmektedir.
Dora, arkadaşlarının aksine bir köşede durmuş, telefonla birini aramaya çalışmaktadır. Beyaz kıyafetinde tek bir çizik bile yoktur.
Melina bir köşeye siner. Etraftaki insanlar oldukça eğleniyor gibidir. Kimileri elindeki içki kadehlerini boyamakta, bir başkası rasgele çizimler yapmaktadır. Birileri, üst bedeni çıplak bir erkeğin bedenini boyarken, bazıları da duvarlara gelişigüzel bir şeyler yazmaktadır. Ortam oldukça kaotik, renkli ve karmaşıktır. Melina birkaç adım daha atar, ardından korkmuş bir yüz ifadesiyle geri çekilir.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Arın ve Toprak kalabalık partiye yan yana girer. Tüm bakışlar onlara döner. Herkes gibi beyazlar içinde olan Toprak’ın aksine Arın simsiyahtır. Birlikte içeri doğru yürürler. Kulüpteki herkesin gözleri ikisinin üstündedir. Tam ortada durduklarında Toprak, Arın’ın omzuna dokunup kenara çekilir.
Ve Arın, sağır eden müziğin ve tüm ilginin ortasında, beyazlar içindeki tek siyah olarak kalır.
Melina bir köşede hayran hayran Arın’a bakmaktadır.
O sırada kalabalığı yararak Elsa ortaya çıkar. Arın, Elsa’yı görünce şaşırsa da çaktırmamaya çalışır. Elsa dik duruşu ve sert bakışlarıyla Arın’ın tam karşısında durur ve ona bakar. Yüzünde çarpık bir gülümseme vardır.
ELSA
(kendinden emin)
Siyah giyeceğini tahmin etmiştim.
Arın, Elsa’nın üstündeki uzun siyah ceketi boydan boya süzer.
ARIN
(sarkastik)
Belli oluyor.
Elsa “hiç değişmemişsin” der gibi, kafasını yana çevirip usulca güler ve ardından başını iki yana sallar. Ona dönüp gözlerinin içine bakarak,
ELSA
Doğum günün kutlu olsun.
Elini ceketine götürür ve belindeki kemeri çözer.
ELSA
Fazla sıcak oldu.
Ceketi çıkarıp yere atar. Altından beyaz saten bir elbise çıkar. Beyaz elbisesi içinde Elsa, Arın’ı geçip sırtı dönük olan Toprak’a yaklaşır ve sessizce omzuna dokunur. Kendisine içecek almaya çalışan Toprak arkasını döndüğü an Elsa’yı görmesiyle şok geçirir.
TOPRAK
Elsa? Ne zaman döndün–
Elsa, Toprak’ın cümlesini tamamlamasını beklemeden boynuna atılır ve sımsıkı sarılır.
ELSA
Sana sürpriz yapmak istedim.
Toprak usulca Elsa’ya sarılırken, bir yandan da çekinerek Arın’a bakar. İnsanlar Elsa, Toprak ve Arın üçlüsünü izlerken Mete hızla Arın’ın yanına gelip dikkat dağıtır.
METE
Adamım gelmiş!
Arın’ı kendine doğru çeker. Sıkıca sarılır.
METE
Gelmeseydin harbi benim cenaze törenime dönecekti olay.
(bekler/gülerek)
Bir kızla takılırken, diğer flörte basıldım da...
Mekânın köşesindeki Kutay ve Dora’ya bir hareket yapar ve merdivenli platformu getirmelerini işaret eder.
METE
Doğum günü konuşması yapman lazım.
Merdivenli platform kalabalık arasından geçirilip ortaya getirilir. Arın bunaldığını gizlemeyerek Mete’nin kulağına,
ARIN
(baymış)
Mete, uğraştırma beni...
METE
Al şunu...
Mete elindeki içki bardağını Arın’ın eline tutuşturur.
METE
Abi kısa bir konuşma sadece. Hadi, âdettendir!
Arın’ı usulca platformun merdivenine doğru iter. Bir anda müzik kesilir. İnsanlar durup “Arın! Arın!” diye bağırmaya başlayınca mecburen merdiveni tırmanıp en üstteki minik balkon benzeri platformda durur. Birkaç saniye “boş” bulduğu kalabalığa bakar. Yüzü ifadesiz ve soğuktur. Derin bir nefes alır.
ARIN
(yüksek sesle)
Bu akşamki bahaneniz benim.
Elindeki bardağı havaya kaldırır. Ardından “Neyse ne,” der gibi omuzlarını kaldırıp indirir ve içeceğini tek yudumda içer. Kalabalık coşar, müzik devam eder. Arın siyahlar içinde en üsttedir ve bembeyaz insanların tam ortasındadır. Herkes dans etmeye devam eder. O sırada Arın’ın cebindeki telefona bir bildirim gelir. Aniden telefonunu çıkarır. Bildirim KAOS uygulamasından gelmiştir.
“Odin sana meydan okuyor, kabul ediyor musun?”
Arın şaşkınlıkla kaşlarını çatar ancak bildirim bir anda kaybolur. Birini arar gibi gözleriyle kalabalığı tarar.
Açık kapılardan birinin önünde olanları izleyen Melina’nın saten beyaz iplerle sarılı uzun saçları güçlü bir rüzgârla dalgalanmaktadır. Kucağındaki kitap, yanından geçen bir gencin çarpmasıyla yere düşer ve açılır. Açıldığı anda içi oyulmuş kitabın boşluğuna yerleştirilmiş kâğıttan sinek figürleri havada uçuşmaya başlar. Melina panikler.
Arın platformdan aşağı inerken son adımında, rüzgârın etkisiyle havada uçuşup insanların ayaklarının arasında dolaşan sinek figürlerinden biri tam ayağının ucunda durur. Eğilip figürü alır. Ne olduğunu anladığı anda gözleri heyecanla etrafı taramaya başlar. Tam sineği yapan kişiyi bulmak istercesine kalabalığa karışacakken yüzünde garip bir ifadeyle yürüyen Uzay’la karşılaşır ve odağı dağılır. Uzay’ı kolundan tutup,
ARIN
Niye oyun isteği attın bana? Yanlışlıkla mı yaptın?
Uzay kayıtsız bir ifade takınmaya çalışarak,
UZAY
(geçiştirerek/soğuk)
Ha, aynen... Yanlışlıkla.
Arın hafiften gerilerek kaşlarını çatar.
ARIN
Hiç senlik hareketler değil bunlar... Yeme beni. Ne karıştırıyorsun sen?
Uzay bıkkınlıkla burnundan kesik bir nefes verir.
UZAY
Sonra konuşalım mı? Biraz işim var.
Hızlıca Arın’ın yanından uzaklaşır. Arın şüpheyle arkasından bakar. Birkaç saniye sonra gözü, Elsa ve Toprak’a kayar. Elsa tüm bedenini Toprak’a yaslayacak şekilde durmakta ve onunla flört etmektedir. Arın elindeki sinek figürünü sinirle cebine atar ve kalabalığın içine karışır.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Bara yaslanmış biriyle sohbet etmekte olan Dora, kendisine doğru hızlı adımlarla yürüyen Arın’ı görünce tedirgin bir ifadeyle gözlerini kısar. Arın bir anlığına onun kolunu tutup kulağına eğilerek,
ARIN
Uzay bi’ boklar yiyor. Dikkat et.
Dora gözlerini devirir. Canı sıkkın bir şekilde,
DORA
Yemin ederim bıktım ya...
Dora cebinden telefonunu çıkarırken, Arın Dora’nın yanından uzaklaşır.
DIŞ. GİZLİ KULÜP ARKA KAPI – GECE
Arın, kulübün tenha arka kapısında, çöp konteynerine yaslanmış, tek başına dikilmekte ve sigara içmektedir. Yüzünde bıkkın bir ifade vardır. O sırada arka kapıdan Elsa dışarıya çıkar ve Arın’ı fark eder etmez dudaklarını hafifçe bükerek,
ELSA
Sen de mi buradaydın...
Derin bir nefes alıp soğuk havayı içine çeker. Arın’ın yanından geçip kapağı kapalı olan çöp konteynerinin üstüne zıplayıp oturur. Arın bir anlığına bocalar fakat hızlıca yüz ifadesini toparlayıp boş bakışlarıyla sokağı izlemeye devam eder.
ELSA
(kendi kendine konuşur gibi)
İçeride biraz bunaldım. Çok kalabalık...
Arın oldukça soğuk ve mesafeli bir ses tonuyla,
ARIN
Eve git o zaman.
Elsa ona dik bir bakış atar, Arın hiç oralı olmaz. Elsa kesik bir nefes alıp omuzlarını hafifçe yukarı kaldırırken,
ELSA
Gideceğim ama Toprak’ı ikna etmeye çalışıyorum. Tek gitmek istemiyorum eve.
İmalı bir tavırla kaşlarını büker.
ELSA
Biricik abisinin doğum gününden erken ayrılmak istemiyor.
(bekler/sokulur)
Ama sen söylersen belki kabul eder.
Arın kayıtsız ifadesini bir anlığına koruyamaz. Elsa’ya rahatsız olmuşçasına, tek kaşını kaldırarak bakar. Ardından hızlıca kendini toparlar ve durumu çaktırmamak için boş bakışlarına geri döner. Elsa’nın gözlerinin içine bakmaya devam ederken sigarasından derin bir nefes çeker ve ona hiç değmeden, bacağının üzerinden uzanarak sigarayı çöp konteynerinin kenarında söndürür. Başını hafifçe eğer ve sanki meydan okur gibi,
ARIN
Söylerim.
İçeri girmek üzere arkasını döndüğü anda Elsa ona allak bullak bir ifadeyle bakar. O da tıpkı Arın gibi hızlıca kendini toparlayıp çenesini hafifçe yukarı kaldırarak, net bir sesle,
ELSA
Arın…
Arın başını Elsa’ya çevirir. Elsa çarpık bir gülümsemeyle ona bakmaktadır. Arın, bir süre konuşmaya devam etmesi için bekler ama Elsa susup kalır. Arın birkaç saniye daha bekledikten sonra huzursuzlanarak,
ARIN
Ne?
Elsa başını iki yana sallar, parmağıyla kendi boynuna usulca dokunur.
ELSA
Bir şeyden rahatsız olduğunda şuradaki damarlarından biri çıkıyor. Haberin olsun.
(bekler)
İnsanlar yalan söyleyebilir.
Yavaşça öne doğru eğilip elinin tersini Arın’ın kolunun iç tarafına doğru sürter. Arın’ın dudakları gerilir. Elsa başı hafif eğik bir şekilde Arın’a alttan bir bakış atarak,
ELSA
Ama kaslar yalan söyleyemez.
Arın hareketsiz kalır, Elsa’nın kısa dokunuşundan sonra bütün kasları gerilmiş gibidir. Elsa oturduğu yerden zıplayıp iner, Arın’ın yanından geçerken, neşeli bir sesle,
ELSA
Görüşürüz.
Geride kalan Arın dudaklarını içeri doğru katlayarak burnundan derin bir nefes alır.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Elsa gürültülü ve kalabalık insan güruhunun ortasından geçip bara yaslanmış, kokteyl içen Toprak’ın yanına gelir. Az önce Arın’a karşı takındığı sert ve meydan okuyan tavrın aksine bu kez yüzünde masum ve tatlı bir ifade vardır. Dudaklarını bükerek,
ELSA
Toprak başım çok ağrıyor. Cüzdanımı da evde unutmuşum... Tek dönemem eve.
(bekler)
Sen de benimle gel lütfen.
Toprak arada kalmış bir ifadeyle başını sağa doğru eğer.
TOPRAK
Elsa...
Bu arada Elsa’nın beş adım arkasından gelen Arın elindeki anahtarları Toprak’a fırlatır, Toprak anahtarları havada yakalar.
ARIN
Ben Mete’ye takılırım. Sen al arabayı.
Toprak’ın omzunun üzerinden ona bakan tanıdık kadını gören Arın’ın yüzünde hafif ama şeytani bir sırıtış belirir ve elinin tersiyle Toprak’ın omzuna vurur.
ARIN
Birazdan coşar burası. Sen de rahatsız olursun. Hadi gidin siz.
Arın, Toprak’ın yanından geçip birkaç adım attığında güzel kadın çoktan onun yanına varmıştır. Ona doğru eğilerek, neşeli bir sesle,
KADIN 1
Seni arıyordum ben de!
Arın’ın dudakları yukarı doğru kıvrılır.
ARIN
Buldun işte.
Arkasında kalan Elsa nefesini tutmuş ve yüz ifadesini sabit tutmaya çalışıyor gibidir; o sırada Arın, kadının kulağına doğru eğilip sahiplenici bir tavırla elini beline atar. Söylediği şey üzerine kadın kıkırdar ve hevesli bir ifadeyle başını sallar. Bu sırada Elsa elindeki çantayı yere düşürür ve içindeki eşyalar ortalığa saçılır. Arın başını yarı yarıya çevirip Elsa’ya, “Kaslar yalan söylemezmiş gerçekten” der gibi manidar bir bakış atar. Ardından Toprak’a dönüp keyfi yerine gelmiş gibi bir ifadeyle,
ARIN
(Toprak’a)
Dikkatli sür.
Kadının arkasından yürüyen Arın, elini sallayarak Toprak’a kısaca veda eder. Toprak, onu anlamış gibi sadece başını öne eğer. Ardından vakit kaybetmeden eğilip Elsa’nın yere saçılan çantasını toplamaya başlar. Yerdeki cüzdanı görüp eline aldığında bir saniyeliğine duraksar. Ardından ayağa kalkıp önce çantasını uzatır Elsa’ya. Diğer elindeki cüzdanı verirken çene hattı hafifçe gerilir.
TOPRAK
Niye unutmadığın şeyleri unutmuş gibi yapıyorsun?
Elsa mahcup bir ifadeyle cüzdanı elinden alırken gözlerini kaçırır.
ELSA
Cüzdanımdan bahsetmiyorsun şu an sanırım.
Toprak, Elsa’yı duymazdan gelip başıyla çıkışı göstererek,
TOPRAK
Geç... Eve bırakayım seni.
Toprak kapıya yönelir. O sırada kenardaki deri koltuklardan birinde oturmakta olan Arın, az evvelki kadını kucağına çekmiş, onunla tutkulu bir şekilde öpüşmektedir. Elsa son bir kez dönüp Arın’a baktığında göz göze gelirler. Arın, kadını öpmeyi bırakmadan Elsa’ya meydan okurcasına bakışlar atar ve Elsa’nın nefes alış verişleri hızlanır. Öfkeyle arkasını dönüp Toprak’ın peşine düşer. Elsa kulüpten çıktığı anda Arın geri çekilir ve kadından uzaklaşır. Yüzünde belirgin bir keyifsizlik vardır ve bakışlarını sert bir şekilde kulübün ana giriş kapısına diker.
Arın, kucağındaki kadının üzerinden kollarını çekip araya olabildiğince mesafe koyduğunda kadın bozulmuş bir ifadeyle ona bakar ve kucağından kayıp yanına oturur. Ardından öfkeyle iç çekip yanından kalkar, yürürken de ağzının içinde homurdanarak küfreder. Bu arada masanın çaprazında oturmuş, olanları izleyen Mete yüzündeki o tanıdık piç sırıtışla,
METE
(kendi kendine)
Başladı benim dizi...
Yavaşça kayarak Arın’ın yanına sokulur ve Elsa ile Toprak’ın gittiği yöne doğru bakarak,
METE
Bozmuyor mu seni?
(bekler)
Aradan çekildiğin yetmiyormuş gibi bir de kendi elinle aralarını yapmaya çalışıyorsun.
Arın içkisinden bir yudum alırken canı sıkkın görünmektedir. Mete’ye bakmadan,
ARIN
Başlama yine...
Mete, bıkkın bir tavırla başını sağa doğru eğerek,
METE
Kız seni seviyor, sen onu seviyorsun... Niye kasıyorsun ki bu kadar? Toprak çocuk değil, birkaç ay üzülür, sonra toparlar.
(bekler)
Böyle daha mı iyi sence onun için?
Arın kaşlarını çatar. Başını hafifçe çevirip Mete’ye ciddi bir bakış atar.
ARIN
Birinin yanında ağzından falan kaçırma, siktirtme kendini bana. Pişman etme söylediğime...
Mete hafifçe Arın’ın bacağına vurup,
METE
(rahatça/alaycı)
Şşş, sakin... Birine söyleyecek olsam gidip Elsa’ya söylerdim en baştan.
(bekler)
Arın Arın diye kafamı sikiyor yıllardır. Kurtulmuş olurdum.
Arın’ın yüzünde, bir saniyeliğine üzgün bir ifade belirir ama kendini hızlıca toparlar ve hiçbir şey söylemeden ayağa kalkıp Mete’nin yanından ayrılır.
Bu arada en köşedeki kokteyl masasının önünde dikilen Melina, yaşanan her şeye tanık olmuştur. Yüzünde kırılgan bir hüzün, bakışlarındaysa tedirginlik vardır. Kalabalığın ortasında yürümekte olan Arın’ı takip eder gözleriyle. Arın uzaklaştığında başını hayal kırıklığına uğramış gibi öne eğer ve yüzü gölgelenir. Koşar adımlarla tuvaletlerin olduğu koridora yönelir:
DIŞ. GİZLİ KULÜP ARKA GİRİŞ ÖNÜ – GECE
Elsa, Arın’ın arabasının ön koltuğuna yerleşirken Toprak, bavulu koymak için bagajı açar. Bagajın içinde büyükçe bir kutu vardır. Kısa bir tereddüdün ardından kutuyu açar ve içinde onlarca böcek kamera olduğunu görür, şüpheyle kaşlarını çatar. Kesik bir nefes alıp bagajı kapattıktan sonra durumu Elsa’ya çaktırmamak için endişeli yüz ifadesini toparlar ve şoför koltuğuna geçer.
İÇ. GİZLİ KULÜP ERKEKLER TUVALETİ – GECE
Duvar boyunca uzanan aynadan kendisine dik dik bakan Arın, musluğu açıp ağzını yıkamaya başlar. Az önce öpüştüğü kadından tiksinmişçesine ağzının içini temizler. Yeniden dik durup aynaya baktığında bitkin görünmektedir. Elini cebine atıp sigara ararken eline Melina’nın yaptığı kâğıt sinek gelir. Çıkarıp dikkatli bir ifadeyle sineği incelerken aniden içinde bir kıpırtı olur ve sineğin sahibini bulmak için hızla lavabodan çıkar.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Arın elindeki sinek figürüyle kalabalığa karıştığı sırada yanına paniğe kapılmış Dora gelir. Elindeki telefonu Arın’a gösterip:
DORA
Bi’ problemimiz var.
Arın kaşlarını çatıp Dora’nın elindeki telefonu alırken mekândaki devasa projeksiyon kendiliğinden açılır ve usul usul aşağı iner. Arın ve Dora projeksiyona bakarken gergin görünüyorlardır. Arın öfkeyle nefes verirken Mete’yle göz göze gelir. Hepsinin yüzü allak bullaktır.
İÇ. GİZLİ KULÜP KIZLAR TUVALETİ – GECE
Melina klozetin önünde diz çökmüş kusmaktadır.
İÇ. GİZLİ KULÜP KIZLAR TUVALETİ – GECE
Kustuğu yüzünden belli olan Melina, elini yıkamak için lavaboya doğru ilerler. Ancak lavabonun önünde duran üç kız, neredeyse tüm alanı kaplamıştır. Kızlardan ikisi makyaj yaparken, diğeri de sırtını lavabo taşına yaslamış hâlde telefonuyla ilgilenmektedir. Melina’yı fark eden KIZ 1 hafifçe yana kayıp ona yer açar. Melina, avuçlarına doldurduğu suyu dudaklarına çarparken:
KIZ 1
(Melina’ya)
Daha erken değil mi?
Şaşıran Melina:
MELİNA
Ne için?
KIZ 1
(gülerek)
Kusana kadar içmek için.
Çantasından çıkardığı sarı çiçek işlemeli mendiliyle dudaklarını silen Melina,
MELİNA
Alkol kullanmıyorum ki ben.
KIZ 1’e bakıp oldukça normal bir tavırla:
MELİNA
Heyecandan kustum.
KIZ 1, Melina’nın söyledikleri üzerine rahatsız olmuş gibi suratını ekşitir. Aynadan göz teması kurduğu arkadaşına,
KIZ 1
Bir de çoluk çocuk olmaz demiştiniz.
Rimelini süren kız usulca gülerek:
KIZ 2
(alaycı)
Senin Mete ne acaba?
Alınan Kız 1, gözlerini kısıp elindeki açık ruju arkadaşına doğrultup:
KIZ 1
Birincisi, Mete 18 yaşında.
(bekler)
İkincisi, buranın sahibi de o. Hatırlatırım.
KIZ 2
(alaycı)
Ama hâlâ liseli.
Kız 1, gözlerini devirir.
KIZ 1
Neva Koleji’ne gidiyor çocuk. Liseli sayılmaz.
(bekler)
Bizim fakültedekilerin yarısından daha olgun oradakiler. Onların aldığı eğitimin çeyreğini biz almıyoruz.
Kız 3, şaşırmış gibi muhabbetin ortasından konuya dalar.
KIZ 3
Oha, Meteler Nevalı mı?
(bekler/hayranlıkla)
Vay be… Zamanında götümü yırttım oraya girebilmek için. Referans bulamadım diye giremedim.
Kız 1, kaşını kaldırıp arkadaşına döner.
KIZ 1
Kolay kolay giremiyor kimse zaten oraya. Senlik bir şey değil.
Kız 1 aynaya dönüp rujunu sürerken yüzünde gereksiz bir gurur vardır. Tam o esnada Kız 3, elindeki telefona düşen bir bildirim üzerine birden heyecanla bağırır.
KIZ 3
Oha, Odin yayın açmış!
Kız 3’ün söylediği şey diğerlerini de şaşırtır ve ilgileri oraya kayar.
KIZ 2
Bu hafta oyun yok görünüyordu. Nasıl ya?
(ekrana kafasını çevirir)
Bakayım!
KIZ 3
Geçen gecenin rövanşını alacak galiba.
Telefonunda bir şeylere basarken sırtını yaslandığı yerden çeker.
KIZ 3
Bence bu defa kesin alır oyunu. Ben ona oynuyorum. Sağlam puan gelecek eğer kazanırsam.
O esnada içeride çalan müzik kesilir ve yayının sesi duyulur.
KIZ 1
İçeride açtılar yayını!
Hepsi kendi aralarında konuşarak, koşar adım dışarı çıkar. Başından beri olanları göz ucuyla takip eden Melina şaşkınlıkla kalakalır.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Müzik durmuş, mekânın dev projeksiyonunda kendiliğinden Odin’in yayını açılmıştır. Kalabalığın bir kısmı neler olduğunu henüz anlayamamış hâlde kendi aralarında takılırken, bir kısım da şaşkınlıkla ekrana bakmakta, olup biteni kavramaya çalışmaktadır. Uygulamadan haberdar olanlarsa heyecanla ekrana kilitlenmiştir.
Arın, Mete, Dora, Kutay, Berk ve Demir ise bir aradadır ve tüm dikkatleri ekrandadır. Bir yandan da kendi aralarında konuşmaktadırlar.
Ekranda, yayını başındaki kameradan izlediğimiz Odin, elindeki telefonuna bir şeyler yazmakta ve izbe bir sokakta yürümektedir.
Durur, ardından elindeki telefon ekranını yüzüne iyice yaklaştırıp telefonun kameraya yansımasına izin verir. Telefon ekranında açık olan KAOS uygulamasında tek bir bildirim görünmektedir:
“HEPHA SANA MEYDAN OKUYOR. KABUL EDİYOR MUSUN?”
Hızlıca kabul et tuşuna basar. Telefon ekranında başka bir yazı belirir.
(250 PUAN)
SEVİYE: KIRMIZI
GÖREV: “KAOS’U BUL. O SENİ BULMADAN ÖNCE...”
Tuvaletten çıkıp uzaktan, tedirgin bir hâlde olayları anlamaya çalışan Melina, kalabalığın bakışlarının yöneldiği ekranı gördüğünde iyice gerilir. Ne olup bittiğini çözmeye çalışırmış gibi kaşlarını çatar.
Arın’ın yüzündeyse tek bir mimik dahi yoktur ancak duruşundan gergin olduğu bellidir. Dora ise önündeki kontrol paneline eğilmiş, projeksiyona yansıyan görüntüyü kapatmak için uğraşmaktadır.
Ekrandaki görüntü hareketlenir. Odin, dar ve karanlık bir sokakta ilerlemektedir. Bu esnada telefonundan bir mesaj yazar. Büyük puntolarla ekranda şu mesaj belirir:
EKRAN MESAJI: KİMSENİN GİRMEYE GÖTÜNÜN YEMEDİĞİ BİR MAHALLEDEYİM AMA SANDIĞIMDAN KOLAY OLDU.
Kulüptekilerin bir kısmı telefonlarına eğilmiş, yayına heyecanlı heyecanlı yorumlar atmaktadır.
Ekrana yansıyan görüntü iyice karanlıklaşır. İleride bir adamın varlığı görülür. Elindeki para destesini sayan siyahlar içindeki bu adam yavaşça ilerleyen Odin’i fark etmez.
EKRAN MESAJI: KENDİME ARKADAŞ BİLE BULDUM.
DIŞ. SOKAK – GECE
Odin adamın arkasından yaklaşarak, kollarını onun boynuna dolayıp adamı etkisiz hâle getirir. Yanında getirdiği malzemelerle adamın ellerini bağlayan Odin, onu sokağın önünde izbe bir duvarın dibine iter ve üstüne doğru eğilir. Kamera kadrajına bir kez daha elleri girer ve telefonuna bir mesaj daha yazar.
EKRAN MESAJI: İLK AŞAMA TAMAMLANDI. KÖTÜ ADAM PAKETLENDİ. BAKALIM İÇERİDE ARKADAŞLARI NE SAKLIYOR?
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Odin’in mesajı insanları gaza getirmiştir. Ekrana kilitlenmiş kalabalığın uğultusu iyice yükselir. Her kafadan bir ses çıkmakta, ortam iyice kaotik bir hâl almaktadır. Arın ve arkadaşları iyice gerilmiştir. Melina ise korkuyla, sığındığı köşeden olan biteni anlamaya çalışmaktadır.
DIŞ. SOKAK – GECE
Odin, birkaç adım attıktan sonra yıkık dökük, terk edilmiş gibi görünen tek katlı bir binanın girişine varır ve durur. Yavaş hareketlerle içeriye girdiğinde, görüş açısına karanlık görünümlü birkaç adam girer. Hemen sırtını duvara yaslayarak gizlice adamların kameraya yansımasına izin verir. Adamlar, bir valiz dolusu, içinde ne olduğu belli olmayan paketlerle uğraşmaktadırlar.
Bir an sonra adamlardan biri dosdoğru kameraya bakar.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Kulüpteki herkes korku ve heyecanla dolu tepkiler verirken Arın’ın yüzündeki ifade iyice sertleşir. Dönüp Mete’ye bakar. Mete kafasını iki yana sallar.
ADAM 1 (RESİM DIŞI)
Orada biri mi var?
Arın bakışlarını tekrar ekrana yöneltir. Ekrana yansıyan adamlardan biri, belinden silahını çıkarıp kapıya doğru şüpheyle iki adım attığı anda, Odin panikle binanın içinde koşmaya başlar.
Projeksiyona yansıyan görüntü Odin’in koşmasıyla birlikte şiddetle sarsılır. Peşinden koşan kişinin ayak sesleri onunkine karışmaktadır.
ADAM 2 (RESİM DIŞI)
Kimsin lan sen?! Dur!
Bir silah patladığında kulüpte yayını izleyenlerden bazıları çığlık atar. Kalabalık bir anda sessizliğe gömülmüştür.
Projeksiyona yansıyan görüntüde kamera bir anlığına sabitlenir. Yayını açan kişi durmuştur. Usulca arkasını döndüğünde karanlıkta yüzü tam olarak seçilemeyen, elinde silah olan bir kişi kadraja girer. İkinci bir silah sesi duyulur.
Yayını açan kişi panikle bir adım geri atar. Silahlı adam ona doğru yürürken, kameranın hareketinden ve gelen sesten Odin’in yere düştüğü anlaşılır. Geriye doğru sürünürken, eli kafasındaki kameraya gider, avucuyla objektifi kapatır. Ekran kararıp sarsıldığında kafasındaki kaska sert bir darbe aldığı belli olacak şekilde sert bir ses gelir ve kamera yere düşer.
Kamera düştüğü yerden çekime devam ederken kadraj boşluğa sabitlenmiştir. Sadece boğuşma sesleri ve birinin dövüldüğünü anladığımız yumruk ve darbe sesleri gelmektedir.
Ardından silahlı adama ait olduğu belli olan botlar, kameraya yaklaşır ve kimden geldiği belli olmayan boğuk bir erkek çığlığı arka planda yankılanırken kameranın parçalandığı anlaşılır. Ekran kararır ve yayın kesilir.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Melina dehşete düşmüş bir hâldedir. Onun için zaman durmuş, kulaklarında sadece tekdüze bir çınlama kalmıştır. Yayındaki ani sesten korkup olduğu yerde zıplayan birinin elindeki kırmızı boya Melina’nın üstüne kan gibi sıçramıştır.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Kulüpteki kalabalığın bir kısmı izledikleri şeyin şokuyla donup kalmışken, bazıları projeksiyona ne olduğunu anlamaya çalışarak kendi aralarında konuşmaktadır. Geriye kalanlarsa olanları umursamadan ve anlamadan içip takılmaya devam etmektedir. Ortam kaotiktir.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Dora ve Mete panik olduklarını belli etmemeye çalışarak bir köşede gizlice telefonla birilerini aramaya çalışmaktadır. Kutay, Demir ve Berk ise endişeyle oraya buraya yürümekte ve aralarında hararetli bir şeyler konuşmaktadır.
İÇ. GİZLİ KULÜP – GECE
Melina korku dolu gözlerle onlara bakar. Gözlerindeki korku, zihninde parçaların birleşip olayı anlamasıyla yerini dehşete bırakır. Ancak bu kez bakışları projeksiyona değil, buz gibi bir ifadeyle, gözünü bir an bile kırpmadan hâlâ siyah ekrana bakan Arın’a kilitlenmiştir.